Amerikali Turk

Yazarlar

Seçimlerde Kime Sorsan ‘Ona Oy Vermedim’ Der Ama Kafalar Karışıktır!

August 07, 2012 3:22 PM

GENEL ve yerel seçimler Türk siyasi hayatında önemli bir yer tutar. Çünkü Türkiye’nin gerçek nabzını tutmak için ve gerçek hizmetlerin hangi parti tarafından halka yansıdığını görebilmeniz için halkın seçimlerdeki tavrı önemle beklenir.

Ama gelin görün ki bizim Türk siyasi hayatımızda önemli bazı unsurlar, partilerimizin de etki alanına girer. Daha doğrusu partilerimiz, “Acaba ne yapsam etsem de halkımın oylarını alsam?” der... Bu arada bir partimiz ise konuya şöyle bir giriş yapar: “İşsizliğe çare bulacağım... Geçmişe takılmayacağım... Halkın isteklerini ön plana çıkaracağım...” der. Yani söz verir.

Tabii bundan etkilenen diğer parti(ler)imiz de geleneksel düşüncelerini bir bir sıralamaya başlar:

1) Bizim atalarımız Osmanlı. Dünyayı titretti. Bugün de pekalâ aynısını yapabiliriz.

2) Ekonomide çok çektik. Ama artık geçmişe takılıp da IMF’nin kurbanı olmayacağız. Ey halkım bunun çalışmalarını yapıyoruz.

3) Türkiye önüne çıkan her türlü belayı savabilecek güçtedir. Yeter ki bize oy verin. Bakın görün, neler yapacağız, neler.

Bunun üzerine diğer partilerimiz hiç durur mu?..

Durmaz elbette.

O da 3 maddelik kısa ama düşündürücü yapacaklarını sıralar:

1) Osmanlı benim de atam. Ama Hiç mi suçu yoktu? Suçu olmasaydı bugün bu hale düşer miydik?

2) Ekonomi iyi diyorlar. Madem ekonomimiz iyiyse, bugün bu sıkıntıları çekenler, ülkemizde yaşayan yabancılar mı?..

3) Eğer belaları savabilseydik, bugün sınırımızda yaşanan emperyalist oyunların, sürekli Türkiye’yi engellemeye yönelik hareketliliklerini durdurabilirdik.

Tabii bunlar güncel hayatta yer alan siyasi söylemler olduğu kadar, yarın - öbürgün seçimlerde malzeme olacak kadar çok değerli siyasi gelişmelerin de anahtlarını oluşturmaktadır.

Fakat gelin görün ki, Türklerin kafası genel ve yerel seçimlerde hep karışır. Her ne kadar yapılan ve yapılamayan hizmetler tek tek gözler önüne serilse de, yapılmayanların ne kadar can alıcı olduğunu düşünmez... Yapılanların eskiden yapılmadığı... Bugün bu yapılanların halka yansıdığı ifade edilerek siyasette yola çıkılır.

Caddeler süslenir... Partililer kapı kapı dolaşıp, “Dile bizden ne  dilersin” diyerek siyasette yapılacaklar önemle not edilerek parti kurultaylarında ve il başkanlıklarının toplantılarında kaleme alınır... Kürsü, seçimler olup bitene kadar halkın istekleriyle çınlanır.

Yollar bile dile gelir. Yapılmayan hizmetler tek tek görülür ve hemen uygulamaya geçilir.

Asfalt yüzü görmemiş yollar hemen asflatlanır.

Kaldırımlar adettendir sürekli yenilenir.

Ama halk bu arada şöyle düşünmeye başlar:

– “Yahu düne kadar bu yol - su - elektrik hizmetleri bir karış dahi ilerlemezken... Bugün ne oldu da böylesine bir hizmet aşkına dönüşüldü?..”

Aslında halk çok iyi bilmektedir ki bir tane oyu çok kıymetlidir. Bu oy’un sahibi olarak da seçimlerde sandığa gidene kadar tüm yetkili ve etkililere karşı en güçlü siyasetçi kendisidir.

Bu arada televizyonlar yerel ve genel seçim arifesinde sürekli partilerin yapamadıklarını dile getirir. Çünkü basın, yapılamayanları halka açıklayarak iktidara veya muhalefete eksikliklerini tamamlamaları için gündem oluşturur. Yazılı ve görsel basının bu önemini çok iyi bilen siyasi partilerimiz o günler pırıl pırıl düşünürler. Halka ulaşabilmek için basının önemini çok iyi bilen siyasilerimiz, söylemlerini basın aracılığıyla yaygın hale getirmeye çalışırlar.

Bir zamanlar karşı oldukları basınla çok iyi geçinirler. “Varsa da - yoksa da hizmet”tir onlar için önemli olan. Bunun değerlendirmesini halka bırakan basın ise, yapılmayanları ve yapılması gerekenleri yine de tek tek sıralayarak yarının politikasını bugünden belirlemeye çalışır.

SANDIKLARIN KIYMET-İ HARBİYESİ HALKA YANSIR AMA YA SONRA...

Seçim(ler) gelir çatar. Partilerimiz heyecanlıdır. Halkın büyük çoğunluğu da heyecanlıdır ama düşünceleri az - çok meydandadır. Çünkü yerel ve ulusal televizyonlar, halka yönelik yaptıkları anketlerde hangi partinin ne kadar önem kazandığını belirleyecek kadar nabız yoklamıştır.

Bir partimiz, “Şunu şunu vereceğim...” derken bir diğeri de “Senin verdiğin yasal değildir. Ama ben de şunu şunu vereceğim” der... İlk başta vermek istediklerini tek tek sıralayan partiler, “Yahu ben verince yasal olmuyor da.. Sen verince nasıl yasal oluyor?” diyerek halkın kendisini düşünmesini sağlamaya çalışır.
Ama halk her şeyi bilir..

Halk işsizlik ve pahalılığa karşı çare aranması için partilerin kendisine olan yaklaşımlarını tane tane inceler. Kararını vermek için de partilerin yapacaklarını, tek tek ve satır satır okur.

...Ve seçimler gelip çatar. Oylar verilir... Sandıkların açılmasına kadar olan süre içinde yasaklara saygı duyulur ve kimse o anlarda siyaset yap(a)maz. Heyecan doruktadır ve hiç kimse “Ben hiçbir heyecan taşımıyorum” demez. 

Hatta diyemez.

Neden mi?..

– “Yapılan hatalı politikaların cevabını ben sana sandıkta vereceğim” dediği için.

Sandıklar açılır ve “Falan parti şu kadar aldı... Filan parti de şu kadar oy aldı” denir. Yasal olmayan illere göre oy dağılımı, heyecanları bin kat daha artırır.

Halkın gönül verdiği parti(ler) kendi koltuklarına sıkı sıkıya oturmuş beklemektedir sonuçları.

Sonuçlar açıklanmaya başlandığında, ulusal ve yerel basınlar yaptıkları programlardaki yorucu tempolarıyla oyların rengini belirlemeye çalışır.

– “Şu partimiz, şu bölgede oyları ezici olarak aldı.”

– “Bu partimiz, şu bölgede oyları tulum çıkardı.”

Sabaha kadar bu hizmetler basın yoluyla devam eder. Siyasi partilerimizin heyecanı sabah olduğunda biter. Kazanan ve kazanamayanlar açıklanır.

Bu sefer beklenmedik oyların bekenmedik şekilde sandığa yansımasını değerlendirmeye çalışan basın, halka iner. Ortaya çıkan sonuç ise, aynen şöyle olur: “Ben filan partiye oy verdim. Bu partiye oy vermedim...”

Basın tekrar görsel anketini hızlandırır ve ortaya bu sefer de şöyle bir sonuç çıkar: “...Falan partiye oy vermediysen neden şu partimiz göreve geldi?..”

Yerel ve genel seçimlerde, oylarında büyük eksiklik gören partilerimiz, basın sayesinde yeni gündem oluşturarak siyasi yönünü belirler. Manşetler atılır... Spotlar yazılır... Resimaltları güncel konuya görsel olarak yön verir.

Ama basın, verilen sözlerle yönetime gelen partiye “Şunları yapacağım” dediklerini tek tek hatırlatır.

Peki o partimiz ne yapar?..

Hiçbir şey...

Hemen şöyle bir basın açıklamasında bulunur:

– “Önümüzde uzun ve sıkıntılı günler var.... Kemerleri biraz sıkacağız... Buna mecburuz... Dünyada kriz var... Bu krizden etkilenmemek için var gücümüzle çalışacağız... Borçlu bir hükümetten, borçsuz bir hükümete geçmek için her türlü sıkıntıya göğüs gereceğiz...” der(ler)...

İşte tam da burada, basın halka tekrar iner. 

Ve sorar:

– “Yeni hükümetten beklentileriniz nelerdir?..

Halk cevabını verir:

– “Yahu sandığa gitmeden önce bu ifadeler yoktu. Bizlere ‘Her şey güzel olacak. Kimse haksızlığa uğramayacak. Halkımın geçim kaynağı iyileştirilecek. Öğretmenlerimiz... Memurlarımızın... İşçilerimiz ve emeklilerimiz enflasyona ezdirilmeyecek’ diyorlardı. İktidara gelince ne oldu da aniden bunlar unutuldu?..

Ama nedense vekil maaşları aniden yükseliyor. Meclis’te birbirleriyla kavga eden vekillerimiz, bir gecede aniden buluşarak ve birbirlerine sempatiyle bakarak, vekil maaşlarına yapılan zamma “Evet” diyebiliyor...”

Fakat o da ne?..

Halk bu yapılanlara karşı gelince, iktidarı ve muhalefeti şöyle demeye başlar:

– “Ey halkım. Masraflarımız çok. Misafirlerimiz çok. Yapacak işlerimiz çok. Bu para inanın yine de yetmez.”

Halk bu sefer kendi kendine şöyle düşünür:

– “Yahu benim vekilim ne yapıyor da bu kadar masraf çıkıyor?.. Dünyada kriz varken uluslararası ülkelerin vekillerinin maaşları yüzde 30 azalırken... Hatta kimileri de maaşlarını devlete bırakırken... Bir başbakanın görev yaptığı bakanlığına bisikletiyle giderken... Bizdeki bu masraf niye?.. Makam arabalarının markaları Mercedes... Audi... Çoğu da zırhlı ve 8 silindirli.. Ful otomatik...”

Halk bunları tek tek basına söyler.

Ve basın da manşetine şu başlığı koyar: “Halkımız ‘Ben oy vermedim’ diyor. O halde bu oyları kim verdi?”

Hadi gelin, çıkın işin içinden.


Ökkeş Ağaoğlu