Amerikali Turk

Yazarlar

Bugün Atatürk Olsaydı ABD Ve Arap Dünyasının Ağzının Payını Verirdi

August 14, 2012 10:59 PM

BUGÜN Türk siyaseti darmadağın gidiyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Ortalık toz - dumana katılıyor. “Ben haklıyım” demek için büyük kavgalar yapılıyor. Kamuoyuna şirin gözükmek için ne tür politika yapılacaksa hepsi uygulanıyor. Örgütler harıl harıl çalışıyor. Siyasi yapılanmanın bugünkü gündemde geçerliliği tartışılıyor. Televizyonlarda ardı ardına programlar yapılıyor.

Ve hiç biri de 

– “Yapılanların nasıl olacağını...”

– “İnsanların kendilerinden neleri beklediğini...”

– “Sınır ötesi harekatın ne manaya geldiğini...”

– “Devlet politikasının ne zaman hayata geçireleceğini...”

– “Siyasi manada güncel konuların nasıl olması gerektiğini...”

– “Partilerarası diyaloğun ne zaman olacağını...”

– “Kamuoyunun nasıl bilgilendirileceğini...”

Bu konular üzerinde hiç mi hiç düşünülmüyor. Varsa da - yoksa da “Benim partim üstündür” inadıyla sürekli birbirlerine zarar verme politikaları (adına da politika denirse).
Oysa devlet anlayışı böyle mi olmalıydı?..

Devletin çıkarlarını düşünmenin yerine, (bilakis Türkiye’nin çıkarları ne olursa olsun) bir partiyi düşürmenin daha ön planda olması ne kadar büyük bir hataysa... Aynı şekilde yurt dışı politikamıza duruşumuzu belirleyememek de bir o kadar hata oluşturmakta.

LİDER OLMAK ZOR İŞTİR, AMA KİTLELERİ ARKANIZA ALMAK DA BİR O KADAR ZEVKLİDİR!..

Türkiye gibi bir ülkede lider olmak zordur. Bir defa kararsız olan bir toplum içinde yaşıyorsunuz... Hitap ettiğiniz insanlar bir gün sizi terk edebiliyor... Ve daha sonra (yıllar sonra siyasete dönüş yaptığınızda) sizi tekrardan seçebiliyor... Asker - siyaset ilişkisinin çok nazik bir noktada ilerlediği bir politikalar zinciri her an mevcut... Basın ile iktidar arasındaki münasebetleri çok iyi ayarlamalısınız...

Ve en önemlisi de, ekonomik göstergelerin olumlu yanlarını sürekli sağlıklı kılarak halka yansımasını sağlamalısınız...

Ama tüm bunların yanında liderlik vasfı çok önemlidir ve bir o kadar da zaruridir. İşte burada Atatürk’ün liderlik vasfı Türk halkınca öylesine özümsenmiştir ki, herhangi bir konuda ortaya çıkan olumsuz havayı her zaman pozitife çeviren kişiliğiyle dünyayı da etkilemiş bir liderdir.

Bugün şahit olduğumuz dış olumsuzluklara baktığımızda Atatürk’ün liderliğini daha iyi anlamaktayız. Örneğin Suriye olayında gözümüze çarpan ilk şeyin, anında karşı cevap olması gerekliliği ağırlık kazanıyor. Eğer Atatürk olsaydı, hiç şüphesiz hiçbir dünya ülkesini dinlemeyerek uçağımızı vuran füze rampasını anında yerle bir etmek için hava kuvvetlerimize emrini çoktan verirdi. 

Ama bugün bu emri vermek bir yana, “Acaba dünya ülkeleri ne der?” kaygısıyla kendini vatan topraklarına hapsetmekte. Oysa Arap aleminin bütün hedefinde Türkiye’yi sınırlarına hapsetmek vardır.

Bu açıdan konuyu ele alırsanız, Atatürk’ün teknolojinin nimetlerinden yoksun olarak adını dünya tarihine altın harflerle yazdırmasındaki en büyük güç, Türk halkına yaptığı liderliğidir. Halkını sevmesidir.

Yani dıştan gelen tepkilere değil, içten gelen desteğe ihtiyaç vardır. Eğer ki zamanında ve anında Suriye’nin füze rampası vurulmuş olsaydı, Türk halkının moralini ve dünyaya bakış açısını daha çok değiştirmiş olacaktınız. Bu yapılmadı.

ATATÜRK BUGÜN NELER YAPARDI?..

1– SURİYE’YE: “Uçağımı vurursun ama bunun hesabını mutlaka verirsin” diyerek Türk jetimizi vuran füze rampasını 10 dakika içinde ve anında vururdu.

2– AMERİKA’YA: Pentagon’da Türkiye haritasının sınırları değiştirilmiş. Ayrıca kürdistanın sınırları Anadolu’yu ortadan bölmüş. Siz ne biçim müttefiksiniz? Hem 1919’da eski başkanınız Wilson, “100 bin kişilik Amerikan ordusuyla Boğazlara girmeliyim. Çünkü orası benim” diyorsun. Lozan Antlaşması’nda belirlenen Türkiye sınırlarını tanımayarak imzanı atmıyorsun. Ama Birleşmiş Milletler’de... NATO’da... Diğer ülkelerde barış askerlerimizle beraber çalışıyorsun... Sen kimi kandırıyorsun. Üstelik halâ 90 sene öncesinin politikasını Türkiye’de devam ettirmeye çalışıyorsun. Amiral Chester’in imzasıyla Türkiye sınırları içinde 20 kilometre sağında - 20 kilometre solunda bulunan bölgelerin yera altı hazinelerine el atmak için utanmadan karşımda pis pis ikiyüzlü olarak sırıtıyorsun.

3– SUUDİ ARABİSTAN’A: Halkını ezerek Amerikan politikanı sürdürüyorsun. Geçmişte Kabe’ye saldırı olmuştu. İşin ilginç tarafı kendi askerlerine değil de Amerikan askerlerine güvenerek Kabe’yi kurtarmaya çalışıyorsun. Bugün de kalkmış “Gayri müslimler Kabe’e giremez” diyorsun. Neden Müslüman ülkelerin askerleriyle bu operasyonu yapmıyorsun? Bu kadar Amerikancı olma. Ayrıca dişinin bir apsesini tedavi ettirmek için Londra’ya gidiyorsun... 3 - 4 uçak dolusu akrabalarınla milyonlarca dolar para harcarken geri dönüp de halkına bakmıyorsun...

4– AVRUPA’YA: Avrupa Birliği dümeniyle Türkiye üzerinde sahte hükümranlık kurmaya kalkamazsın. Ayrıca birliğinin kapısında kul olduğumu asla düşünme. PKK terör örgütüne yaptığınız maddi ve manevi yardımlarınızı tek tek biliyor ve görüyorum. Terör örgütüne televizyon kurdurarak müttefikim dediğin Türkiye’yi parçalamak için aslı astarı olmayan yayınlar yaparak teröristlere arka çıkıyorsun. Elbette sana da cevabını vereceğim.

5– RUSYA’YA: Dünün şark zihniyetiyle Ermenileri koruma çabalarınızın eserini görmek için hayali kürdistanın kurulmasına çaba harcıyorsunuz. Geçmişte Rusya’da yaşayan Ermeni patriği Narses’i “Git Anadolu’da Ermeni isyanı başlat” diyerek... Bugün de peşi sıra PKK’yı destekleyerek Türkiye’yi bölmeye çalışıyorsun... Ne yaparsan yap Rusya olarak asla Türkiye üzerinden sıcak denize varamayacaksın... Karşında hep bizi bulacaksın...

YUNANİSTAN’A: Bir dönem Anadolu’ya saldırarak hayali bir devlet kurmaya çalıştın. İzmir’e de girerek bu işgalinizi perçinlemek istedin. Kazanamayınca da aynı kalleşliği Kıbrıs’ta yapmaya çalıştın. Orada da kazanamayınca Avrupa Birliği ayak oyunlarıyla KKTC’yi istilacı güç olarak göstermeye başladın. İzmir’de olduğu gibi Kıbrıs’ta da sizi denize dökersek hiç şaşırmayın.

ARAP ALEMİNE: Müslümanım diye geçiniyorsun ama onun kurallarına ve şartlarına hiçbir zaman uyum sağlayamıyorsun. Herhangi bir Müslüman ülkesinde oluşan ayaklanmada ve isyanda hemen korkak bir taşvan gibi geriye çekilerek olup biteni manzara gibi seyretmeye başlıyorsun. Batı’nın ve Amerika’nın her konuya burunlarını sokmasına müsaade ediyorsun. Filistin olayını Müslüman birliği çerçevesinde düşünmeyerek... Sadece zeminde yürürken ayaklarınızın sesinin çıkmaması için korka korka hareket ediyorsun. Amerika ve diğer dünya ülkelerine karşı petrol gücünü (kara elması) teknoloji işlemleriyle farklı zeminlere oturtup şahsiyetini koruyamıyorsun.

RUHBAN OKULU: Ruhban Okulu tamamiyle bir oyundur. Bugün bu okulu açmaya çalışırsak yarın - öbürgün ekümenik istemiyle karşımıza çıkarlar. Vatikan’vari bir küçük devlet zihniyetiyle Türkiye toprakları içinde hiç çekinmeden bildiriler ve yayınlar yaparlar. Özel televizyon kurarak Türkiye’nin aleyhinde konuşmalar yaparlar. Son durakları da hiç kuşkusuz Ayasofya olacaktır. Onun için Ruhban Okulu üzerinden asla papa benzeri fırsatlar yaratmalarına izin vermem.

VE ATATÜRK’ÜN, BUGÜNKÜ TÜRKİYE’NİN DURUMUNA VERECEĞİ YANITLARI...

Türkiye, bugün ekonomik yönden her ne kadar iyi olsa da, dış politikanın azizliğine her an uğrayabilir. Çünkü çok esnek bir politika izlenmekte. Türkiye, konumu ne olursa olsun dış politikada yumruğunu masaya vuracak kadar sert ve azimkar olmalıdır. Bugün dış dünyadaki haksızlıklara her ne kadar ulaşmaya çalışsa da... İlk önce ulaşacağımız adres kendi halkımız ve onu engelleyen sorunlar olmalıdır.

Bugün Amerika ve diğer ülkelerin iç meselelerini ülkemize taşıyarak politikamızı belirlememeliyiz. Çünkü onun yerine gelecek başkan veya cumhurlar kim olursa olsun, bugün uyguladığınız politikanızı değerlendirmeyecekler... Kendi geçmiş yıllarındaki Türkiye oyunlarının peşinde gidecekler. Buna da asla müsaade etmem. Biz Milli Mücadelemizi boşuna yapmadık.

Beni iki şey ilgilendirir:

1– Türkiye Cumhuriyeti.

2– Laik bir Türkiye.

3– ...Ve Türk halkı.

Arap Baharı diye ortaya çıkanlar, kimlerin oyuncağı olduğunu görmeliler. Amerikan emperyalizmi de Türkiye toprakları üzerinde hareketlilik yapmaya çalışıyor. Bu gibi gelişmelere de asla müsaade etmem.

NOT: Bunları nereden mi biliyorum?..

Atatürk’ün “Nutuk”unu okuyan anlar.

Ökkeş Ağaoğlu