Amerikali Turk

Yazarlar

30 Ağustos Zafer Bayramı’na Ne Oldu? Atatürk Niye Unutuluyor?..

(1 votes, average 5 from 5)
August 29, 2012 3:17 AM

OLASI bir savaşta ilk düşüneceğiniz, elbette vatanınız ve halkınız olur. Atatürk de bu düşünceyle yola çıkarak hem halkını ve hem de vatanına olan sevgisinden dolayı ülkesine bağımsızlığı kazandıran büyük bir şahsiyet olmuştur.

O’nun düşüncesinde Türkiye bugün böyle mi olmalıydı?..

Tabii ki hayır.

İlk başta istilacı güçlerin heveslerinin kursağında kalması için elimizden ne geliyorsa onu yapmalıydık – Ki, Atatürk sırf bunun için savaşmış ve halkının da kendisine olan sevgisiyle bu düşüncesini gerçekleştirerek ülkesini kurtarmıştır.

Hani Atatürk’ün ünlü bir sözü vardır:

– “Geldikleri gibi gidecekler.”

Biz bugün ne yapıyoruz?..

Gelenlere “Gidin” diyemiyoruz. Yani, Türk adından hoşlanmayanlara ve kürdistanı Anadolu’da filizlendirmek isteyenlere “Hop hop, durun bakalım. Nereye Böyle?” karşılığını veremiyoruz.

Atatürk’ün gönderdiklerine de “Gelmeyin” diyemiyoruz. Yani, bu ülke için canını ve malını vermiş... Ailesini tamamıyla kaybetmiş Atatürk’e ve O’nun komutasındaki gazilere ve şehitlere “Bizler için öldünüz. Bizler için canınızı verdiniz. Biz de ülkemize sizin sayenizde kavuştuk. Rahat uyuyun. Ama bugün istilacı güçlere ve Türkiye üzerinde oyun oynayanlara, ‘Diplomasi kıvraklığıyla ülkemizi rahatsız edemezsiniz. Gelmeyin” diyemiyoruz.

Çünkü içimizde bir burukluk var ve hiç gitmedi.

Nedir o?..

Elbette Türkiye’nin istila güçleri karşısında yine oyuna getirilmek istenmesi – Ki, geliyor da zaten. – Bu gelişmeler bizleri olağanüstü rahatsız ediyor. Ama gelin görün ki Türkiye üzerinde oynanan oyunlar, şehitlerimizin ve gazilerimizin kemiklerini sızlatacak cinsten gelişmelere neden oluyor.

Yine Ortadoğu’da kirli ve pis oyunlar oynanıyor. 

Yıllar önce de bu oyunlar oynanmamış mıydı?..

Tabii ki oynanmıştı. Hem de ne oynama...

Ama gelin görün ki bugün, sözüm ona demokrasi olan “faşist” dış güçler, yine Türkiye’yi parçalamak ve bölmek için planlara başladılar.

Ya Fransa’nın yaptığına ne demeli?..

Sözde Ermeni meselesini gündemine taşıyarak ve yarayı da sürekli kaşıyarak Türk düşmanlığını daha da alevlendirmek için ülkesindeki tarih kitaplarına sözde soykırım olayını yerleştiriyor. Niyetleri belli: Yetişmekte olan Fransız gençleri, ileri yaşlara geldiğinde tam bir Türk düşmanı olarak yetişsinler. Gayeleri bu. Ama bizim saf bir siyasi anlayışımız var, bundan hemen kurtulmamız gerekiyor. 

Bakın o saf siyasetimiz nedir, hemen bir - iki kelimeyle anlatalım: Sarkozy nasıl ki her vesileyle bizi köşeye sıkıştırmak için Türkiye’ye saldırıyorsa... Ondan sonra gelenler de aynı netlikte saldırıyor ve saldıracak da... 

Ama biz ne yapıyoruz? 

Sarkozy seçimi kazanamadı diye seviniyoruz ve bunu, Türkiye’nin bir başarısı olarak görüyoruz. Hayır efendim, bu başarı bizim değil, Fransa anayasasının kendi başarısıdır. Ve ondan sonra gelen Hollande ise, aynı şekilde kılıfı yasal zemine göre uydurarak karşımıza çıkmakta. 
Bunun yanında Amerika ne yapıyor?..

Ne yapsın zavallı, Türkiye’yi idare etmeye çalışıyor. Bir yandan Rusya, diğer yandan Irak, Mısır, Libya, Yemen ve Tunus derken... Şimdi de Suriye meselesi adamcağızın kafasını ağrıtmış olmalı.

Hatta o kadar zavallı konumda olmalı ki, neredeyse Türkiye’den borç isteyecek. Bütün Suriyeli askeri tipli kişileri Türkiye sınırları içine girmesi için çaba harcamış olmalı ki bugün, Clinton sanki rahat etmişe benziyor.

Ama rahatsız olan Türkiye ve onun şehirleri.

Kilis’te konaklayan Suriyeli halk elini kolunu sallaya sallaya şehir merkezine iniyor ve insanlarımızı tedirgin ediyor. Ya Hatay! Adeta dinler mozaiğinin öncülüğünü yapan bu güzelim kentimiz de huzursuz şekilde hayatına devam ediyor. 

Bu konuda basında çıkan haberler ise aynen şöyledir: “Hatay’da bulunan Apaydın Kampı önünde basına açıklamalarda bulunan bir Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) üyesi, ‘Sınırdan istedikleri an girip çıkabildiklerini ve kamplarda askeri eğitim yaptıklarını’ söyledi. Sınır bölgesini kontrol ettiklerini belirten ÖSO üyesi, ‘Cilvegözü sınır kapısının kendi elinde olduğunu’ iddia ederken, ‘Silahlı eğitim yaptıklarını’ söyledi. Türkiye’nin gündüzleri silahla görünmelerini istemediğini vurgulayan ÖSO üyesi, sınırda bir tampon bölge oluşmuş olduğunu dile getirdi...”

Bu ne demek biliyor musunuz?

Sınırötesi hareketlilikte derhal Türkiye’nin elini ve evini rahatlatacak tampon bölge oluşturulup ülkemizdeki kampların bu bölgelere taşınmalarını sağlamak.

Ama biz bunu yapamıyoruz.

Neden mi?..

Artı bir (B) planımız yok...

Suriye meselesi yüzünden ve ZAMANINDA SURİYE UÇAKSAVAR FÜZE RAMPASINI vur(a)madığımız için... Sırf o füze rampasını imha kararlılığını gösteremediğimiz için bugünleri yaşıyoruz. 

ATATÜRK, ÇOK CESUR VE SAVAŞ SANATINI İYİ BİLEN KARARLI BİR KOMUTANDI...

Bugün Atatürk olsa ne yapardı?..

Şunları yapardı:

1– ATATÜRK’ten AMERİKAN belasına: Pentagon’dan o kürdistan ayağıyla Türkiye’ye parçalara böldüğün haritayı indireceksin. Karşıma dürüst ve müttefikliğinin gerekliliği olan inandırıcı tavrınla çıkacaksın. CIA ve MOSSAD ile dünyanın içine ettiğiniz o gizli planlarınızı Ortadoğu’da oynayarak güncelleştirmeyeceksin... Ayrıca bunları İslam dünyasında gerçekleştirirken madalyonun öbür yüzünü de görmeye çalışacaksın... Ve derhal bölgemden çıkacaksın... Hatta İncirlik Üssü’nden de hemen ayrılacaksın...

2– ATATÜRK’ten RUSYA’ya: Eğer Amerika’ya ders vermek istiyorsan... Eğer ABD dolarının yerlerde sürünmesini istiyorsan... Eğer Amerika’nın dünya jandarmalığını bitirmek istiyorsan sen de ortaya çık ve “Rusya da NATO’ya girecek. Bizde komünizm tehlikesi kalmamıştır” dersin. Sen o zaman bak neler olur: a) NATO’ya harcadığı milyarlarca dolar paralar Amerika’yı bitirir. b) Avrupa’yı siz Kuzeybatı - Kuzey ve Kuzey doğudan, biz de Türkiye olarak Doğu ve Güneybatı ayağından kıskıvrak hareketsiz bırakırız. c) Çin dolar karşısında süper güç olurken, Doğu Bloku - Batı Bloku - Ortadoğu Bloku değil... Bilakis Dünya Bloku diye bir blok oluştururuz. d) Enerji kaynaklarıyla Batı’nın hareketsizliğini sağlayarak onları yaşadıklarına pişman ederiz. Birleşmiş Milletler de ellerinde patlar böylelikle.

3– ATATÜRK’ten AVRUPA’ya: Düne kadar haçlı seferleriyle atalarımızın üstüne üstüne gelerek bizi dünyadan silmeye çalıştınız. Bugün de sözde Ermeni meselesiyle kendi aranızda modern haçlı seferini oluşturarak Türkiye’nin elini zayıf düşürmeye çalışıyorsunuz. Ama artık bunu yapamayacaksınız. Faşist İtalya’nın... Dünyaya cehennemi yaşatan Almanya’nın... Zalim ve acımasız İngilizlerin... Sonrasında da diğer ufak tefeklerin tarihteki yanlışlıklarını bir kez daha topraklarımda yaşanmasına asla izin vermem.

4– ATATÜRK’ten ORTADOĞU’ya: Sizler Baas rejimini uyguladıkça ne can kalıyor, ne de canan. Ne savaşta - ne politikada - ne de dünya siyaset sahnesinde bu kafayla asla başarılı olamazsınız. Sürekli bir (veya birkaç) ülkenin boyunduruğu altında yaşamayı kendinize ilke edinmiş durumdasınız. Cumhuriyet ilkelerine, demokrasiye ve İslamın esas yaşaması gerekli olan laikliği tanımadığınız ve tatmadığınız müddetçe asla siz yola gelmezsiniz. İslam Birliği kurmuşsunuz ama Batı’ya uşaklık yapmaktan geri kalmıyorsunuz. Böyle giderseniz (Ki gidiyorsunuz) asla bağımsız olamazsınız.

5– ATATÜRK’ten KÜRDİSTAN hayalcilerine: Sinsi ikili olarak Türkiye’nin canını almaya çalışıyorsunuz. Ama bunu başaramayacaksınız. Barzani - Talabani ikilisi, sizden bahsediyorum. Kuzey Irak’ı Türkiye’ye bağlamak için bir ara dümen yaptınız. Ama tutmayınca bu kez de Amerikalı abinizi devreye sokarak Pentagon’daki haritayı hatırlatıp “Hadi uygulayın artık” dediniz. Obama da, “Kürdistan’ın lideri Barzani olacak” diye hava attı. Yerinizde rahat durun, yoksa aşağıya gelir rahatınızı bozarım. Aşağıya geldiğimde, “Bir Kürt kedi bile vermem dedik ama şimdi pişmanız” diyeceğinizden de adım gibi eminim. Yıllarca Türk pasaportuyla bütün dünyayı dolaştınız ve diplomatik kariyer yaptınız. Bunların hepsi bizim sayemizde oldu. Artık rahat durun ve oturun oturduğunuz yerde asalak kafalılar...

30 AĞUSTOS BAYRAMI’NA NE OLDU?.. MİLLİ BAYRAMIMIZ DA TERÖRE ESİR EDİLMESİN!..

Bunları bugünün değerlerine göre yazdık. Ama esas diplomatik göstergelerle kaleme alırsak, içinden çıkılmaz bir planlamayla siyaset ayağını başlarına çalacak kadar güçlü bir Türkiye’nin olduğunu kanıtlayabiliriz. Örneğin güçlü bir diplomasiyle Irak hükümetini ve onun yöneticisi Maliki’i destekler, Kuzey Irak’ı (Barzani ve Talabani{yi) boğacak şekilde köşeye sıkıştırabiliriz. İran’ı da destekleyerek Rusya ayağının bize yarattığı sıkıntıdan kurtulur, Uzakdoğu ile olan ilişkilerimize ticaret hacmimizi büyüterek devam edebiliriz. 

Ama gelin görün ki bugün bunları yapamadan 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarını da yaşayamaz hale geldik. Oysa 30 Ağustos yoktan varoluştur. Büyük bir destandır. Koca Türk ulusunu esir etmeye çalışan emperyalistlere karşı büyük başarı sağlayan 30 Ağustos tarihimiz, nedense bugünlerde hafife alınmaktadır.

Halbuki, “Ne olursa olsun...” Kim, “Ne derse desin...” Kim, “Ne söylerse söylesin...” Kim, “Ne hareket çekerse çeksin...” Kim, “Ne halt işlerse işlesin...” 30 Ağustos Zafer Bayramı tüm olumsuzluklara karşı birlik ve beraberliğin sağlanacağı en güzel bayramdır ve kutlanmalıdır.

Ayrıca Meclis’in toplanması için öneriler sunulurken “Efendim bu terör örgütünün istediğini yapmak anlamına gelir. Onun için Meclis toplanmaz” diyenler... Bugün de (geçen yıllarda olduğu gibi) terör var diyerek iptal edilirse... Buna da “Terör örgütünün istediği 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlanmasın anlamı çıkıyor. Onun için bayramımızı kutlamalıyız ve terör örgütünün propagandasının canına okumalıyız” denmesi gerekmez mi?

Düşünün bir kere: Dünya ülkeleriyle savaşan Türkiye, onur savaşında galip çıkıyor ve Türklüğün gururunu Türkiye sınırları içinde ve dışında var ederek yaşatıyor. Ama gelin görün ki hem 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı... Hem de dünyanın gıpta ile baktığı ve hayran kaldığı yüce Atatürk’ü böylesine yok etmek... Böylesine umursamamak... Böylesine ilgisiz kalmak ne Türklere ve ne de bayramlarımızı kutlamayanlara yakışır.

Bakın bunu neden yazıyoruz biliyor musunuz?

Bugün Yunanistan medyasına şöyle bir uzanırsanız, neden yazdığımızı anlarsınız. Yunanistan’ın siyasi gazetesi TA NEA, dünya tarihini değiştiren 10 büyük devlet adamının nutuklarını yayınlamaya başladı. İlk nutuk ise, Mustafa Kemal Atatürk’ün oldu. Bundan gurur duymamız gerekir. Düşünün Yunanistan hep bizi düşman olarak gördü (halâ da görüyor). Oysa gururumuz Atatürk’ün söylemleri dahi Yunanlıları etkilemiş durumda.

Atatürk’ün savaş sanatı bir ulusu yoktan var etti. Siyasi hayatı ise, demokrasi için bir tarih dersi niteliğindedir. Eğer Atatürk’ün dahi planları ve halka olan sevgisi ve saygısı olmasaydı, bu ülke ne kurtulurdu... Ne de tarih yazardı... Bayramlarımızın kutlanması bunun için önemlidir.

Oysa Türkiye, bugün de tarih yazmaya alışık bir ülkedir. Yeter ki Batı’nın tehlikeli manevralarından uzakta kalalım ve sınırlarımızı koruyalım.