Amerikali Turk

Yazarlar

‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ Boşuna Söylenmedi Beyler

September 04, 2012 10:00 AM

BUGÜN sınırlarımızda meydana gelen gelişmelere bakınca aklımıza gelen ilk isim “Demokrasinin nimetlerinden bizi faydalandıran” Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Hele ki O’nun bu uğurda yaptığı eşsiz mücadeleleri ve eşsiz savaşları aklımıza getirdiğimizde, “Atatürk ne iyi etmiş de bize demokrasiyi ve laikliği hediye etmiş” diye düşünmeden de edemiyoruz.

Ama gelin görün ki bugün, Güneydoğu Anadolu bölgemizin sınıra yakın birkaç şehrinde, kasabasında ve ona yakın mezralarında çatışmaların olduğuna şahit oluyoruz. Bunlar, çocuk katili terör örgütünün vahşice güzelim ülkemize ve güzelim insanlarımıza saldırmasıyla devam ediyor.

Peki bu böyle devam edecek mi?..

Elbette hayır. Devam etmesi için ne bir olanak mevcuttur... Ne de hemen bitirilmesi için bir şeylerin yapılacağı hususunda ivedi bir çalışmayı göremiyoruz...

Sadece ve sadece mevcut olan sorunun  (Meclis’in kutsal çatısı altında) görüşülmesi gereklidir. Ama bunu yaparken de yıkıcı söylemleri ön plana alarak değil... Birleştirici ve Milli Mücadeleye yakışan bir ayaklanış ve haykırış olarak devam edilmelidir. Buna diriliş de diyebiliriz pekala.

Ama gelin görün ki bu dirilişi “Atatürk’ün Milli Mücadelesine daha yakın” benzettiği için rahatsız olan bazı kesimler, siyaset arenasında bu gelişmeyi kendine hasım olarak görmekte. Sürekli Osmanlıyı ön palana çıkarmakta. Oysa Osmanlı bir tek kendilerinin atası sayılmıyor. Hatta Osmanlıyı kimse inkar da etmiyor.

Sosyal demokrat kesim her zaman “Osmanlı tabii ki benim de atalarım” demekte. Ama onu eleştirerek ve doğruyu arayarak da gerçekçi davranmakta. Ama gelin görün ki muhafazakar taraf ise, “Osmanlı benim atam. Sizin atanız sadece ve sadece Atatürk’ten ibaret (bunu sosyal demokratlara söylüyor)” diyerek tartışmanın fitilini ateşlemekte.
Halbuki kimsenin aklında bu ve buna benzer bir tartışmanın olması gerekliliği düşünülmemiştir. Atatürk’ün düşündüğü tek şeyin ise, “Osmanlı’yı bitirmeye çalışan istilacı güçlere karşı ülkemin ne kadarını kurtarabilirim?..” olmuştur.

Ama ne yaparsınız ki, bu ülkede din denildiğinde “Atatürk’ü dine karşı” olan bir lider olarak görmüşlerdir. Atatürk denildiğinde de, “Bizim atalarımız Osmanlı İmparatorluğu’dur. Atatürk Osmanlı’yı lağvettiği için hata yapmıştır” gibisinden eleştirilere takılarak hiçbir somut bir şey elde edemeden havanda su dövmeye devam etmişlerdir.

Ama gelin görün ki Osmanlı’ya “Benim atalarım” diyenler, Osmanlı’nın devşirme kültürüne karşı hiçbir söz söylememektedir. Fakat iş dönüp dolaşıp Atatürk’e geldiğinde, adeta Arap Baharı’na karşı gelme görünümü verdiğini düşünmekteler. Hatta bu da yetmiyormuş gibi, “İslam dinine karşı zayıf düşünceleri var” diyerek O’nu eleştirmekteler.
Hiç öyle şey olur mu?..

Böyle diyenlere, artık şu gerçekleri söylemenin zamanının geldiğine inanıyoruz. Acaba “Ben demokrasiyi ve laikliği kabul etmiyorum” diyen Ortadoğu’lu İslam ülkeleri; siyasette, kültürde, bilimde ve ilimde ne derece başarılı olmuşlardır?

Amerika ve onun devamında yalakası olan Avrupalı (sözde) müttefiklerimiz Suudi krallığına toz kondurmazlar. Ama orada da krallık sistemi var. Peki neden “Buraya da Arap Baharı gerekli” demezler?..

Çünkü o çantada kekliktir. O da zamanı gelince Batılı güçlerin egemenliği altına girecek. (Sanki şimdi girmemiş gibi...) Suudi krallığının Batı’ya kayan milli servetlerinin devam etmesi şimdilik emperyalistlere yeterli gözüküyor. Ama yarın - öbürgün Batı’nın güdümüyle demokrasiye geçiş dönemleri acı olacak. Krallık bunun farkına vardığı için 10 ile 20 milyar dolar arası piyasalara para pompalayarak halkına şirin gözükmeye çalışmakta. Ama nafile.

GEÇMİŞİN ŞARTLARINDA BUGÜNÜ TAHMİN ETMEK ZORDUR AMA ATATÜRK BU ZORU BAŞARMIŞTIR!..

İşte bugünün şartlarıyla kolaylıkla herkesi ve her kesimi eleştirebiliyorsak bu, Atatürk sayesinde olmuştur. Bunu kimse inkar edemez. İnkar edenler, kafalarını kuma gömmüş vaziyette hayatını yaşamaya devam eder.

Atatürk’ü din düşmanı olarak görenler, Peygamberimizin mezarı için Suudi krallığına çektiği fırçayı hatırlamalılar. 

Ayrıca...

Osmanlı dönemlerinden kalan ve bugüne kadar gelen halk arasında şu düşünceler de hakim kılınmıştır:

a) Kur’an-ı Kerim Türkçe’ye çevrilemez, günahtır...

b) Kuran okumayı bilmesen de, parmağınla satırlarının üzerinde giderek herhangi bir duayı mırıldanman bile sevap kapsamına girer. Hatta Kuran’ı hatim etmiş sayılırsın.

c) Kuran orijinal metniyle duvarda veya dolaplarda durmalıdır. Onu yeterince açıklayan din adamlarımız var zaten. Onları dinlemek yeterlidir.

Oysa hiç kimse, “Benim dinim YABANCI LİSAN olamaz. Ben dinimi de, peygamberlerin tarihlerini de kendi dilimle okumalı ve öğrenmeliyim” demiyor. Sadece duvarda asılı olarak duran Kutsal Kitabımızı süs eşyası gibi görmek günah değil mi?..

Onu okumamak...

Onu anlamamak...

Onu bilmeden savunmak...

Onu nasıl bir gücün hazırladığını kelime aralarında görmemek günah değil mi?..

Türkçesini okuyarak neyi okuduğunu anlamak daha sevap değil mi?

Ayrıca Kuran dünyanın bütün dillerine çevriliyor, kimse seslenmiyor. Ama ne zamanki Türkçe’ye çevriliyor, adeta kıyamet kopuyor. 

Atatürk işte bu kavram kargaşasını ön plana alarak Kuran’ı incelettirmiş ve Elmalı Hoca’yı bu konuda görevlendirerek mealini yaptırmıştır. Bu yapılırken de ortaya atılan dedikoduları bertaraf etmek, halkı uyandırmak ve Arap milliyetçiliğinden kurtarmak için şu iki maddeyi ön planda tutmuştur:

1– Yeni tefsir “Ehli Sünnet” itikadına ve “Hanefi” mezhebinin görüşlerine göre hazırlanması.

2– “İbret” ve “öğüt” taşıyan ayetlerin genişçe izah edilmesi.

Bunlar bugün nasıl algılanıyor?...

Atatürk, Osmanlıyı silmekle İslamiyete darbe vurdu diye düşünenlere cevabımız şöyledir: Sanki İslamiyeti Osmanlı icat etmiş de, Atatürk Osmanlı’yı lağvederken İslamiyet’i de bitirmiş gibi.

Oysa bugün İslamiyet Türkiye’de yaşanmıyor mu?..

Laiklik kavramları ve demokrasinin nimetleri Türkiye hudutları dahilinde yaşandığı halde Müslümanlık yara alıyor mu?..

Atatürk’ün İslamiyet’e karşı bir tane sözünü bulun bakalım. Bulabilir misiniz?..

Bulamazsınız.
Aksine bulacağınız şeyler, İslamiyeti daha da yüceltmek için yaptığı çalışmalar olacaktır. 

ATATÜRK’E YILLARCA DİNSİZ DİYEREK ÇABUR ATANLAR BURAYI MUTLAKA OKUMALIDIR...

Atatürk’ün İslam dinine verdiği önemi bugün bile kimse vermemiştir. Değil ki Osmanlı dönemindeki İslam anlayışıyla şimdiki çağdaş demokratik sistem içinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti arasında fark olsun... Hatta Cumhuriyet Türkiye’si Osmanlı olduğu kadar, diğer çağdaş toplumları dahi geride bırakacak güzellikte insanlara yaşam sunmaktadır. Bugün halâ bu farkı göremeyenlere söyleyecek bir çift sözümüz var.

Sosyal paylaşım ağlarında ve bazı basında Atatürk’ü görmek isteyenler, O’nun din ile ilgili farkını da göreceklerdir. 1887 yılı ile 1890 yılı arasında Japonlarla olan samimi dostluklarla Ertuğrul Firkateyni’nin damgasını vuran bir tarihi dönem vardır. İşte o tarihi döneme rastlayan bir olay gelişmiştir. Tokyo’ya yapılması gereken cami yapımı, iki ülke arasında diplomatik trafiğe sebep olmuştur. 1930’lu yıllara gelindiğinde Atatürk, “Bir savaştan yeni çıktık, borç içindeyiz. Devletin bu kadar borcu varken ve ülkemizde de ibadethane eksikliği varken bu konuyu hükümete götüremem. Fakat anladığım kadarı ile de Tokyo’ya bir cami yapılması da elzemdir. Bu camiyi, parasını ben cebimden ödeyerek kendim yaptıracağım!” der ve dediğini de aynen yerine getirir. Tokyo Jamii Mosque adı ile ibadete açılır. (Sosyal paylaşım sitelerinde bu tarihi bilgi sürekli verilmekte.)

Bugün Atatürk’e dinsiz diyenler densizlik etmiş olurlar. Yanlış yapmış olur.

Ayrıca, Atatürk’ün şu sözleri neden ve niçin rahatsız etsin anlamak mümkün değil. Bakın 1937 yılında Meclis’te ne diyor Atatürk: “...Şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet´in mukaddes yerlerinin Museviler´in ve Hristiyanlar´ın nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet´e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber´in son arzusunu, yani mukaddes toprakların daima İslam hakimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin, Selahaddin´in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlar´la mücadele ettikleri topraklarda yabancı hakimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah´ın inayeti ile kuvvetliyiz...”

Atatürk’ün Meclis’te yaptığı bu açıklamalarının neresi sakıncalı söyler misiniz?..

Şimdi hemen ayağa kalkıp da, “Avrupa Birliği’ne gireceksek bazı ekonomik başlıkları açarak ilerlememiz gerekir” diyenler... Bugün Atatürk’ün söylemlerinden rahatsız olduklarından yola çıkarak bu işe başlamaya çalışmaktalar. Oysa Atatürk’ün bu vasiyeti kimi rahatsız edebilir?..

Bir tek emperyalist güçleri rahatsız eder elbette. Çünkü böylesine dinine ve böylesine devletine bağlı olan şahsiyet(ler) Batılılar için büyük bir engeldir. İşte onlar da bu engelden yola çıkarak Atatürk’ü savaşta yenemedikleri için masa başında devirmeye çalışmaktalar.

AMERİKALILAR VE ARUPALILAR, BOP TURİZMİ’NE DÖRT ELLE SARILIYOR!..

Eğer Batı BOP’la işi bitirmeye çalışıyorsa – Ki çalışıyor – o zaman sen de BOP’u elinde koz olarak kullanıp Türkiye’nin menfaatini gözeterek emperyalistlerin BOP turizmini başlarına geçirmen lazım. Yok eğer bunu yapamıyorsak – Ki yapamıyoruz – o zaman kabuğuna çekileceksin. Ama fazla da kabuğunda kalırsan bir gün kabuğunu kırıp ana çekirdeğe doğru yolculuk etmeye başlarlar. İşte bu yolculuğun adına da “Kürdistan turizmi” derler.

O halde ne yapacaksın?..

Tarihine sahip çıkacaksın.

Atatürk gibi büyük bir komutanın NUTUK’una önem vereceksin.

Osmanlı’yı devam ettirmek için bugünkü modern Türkiye’yi demokratik ve ekonomik alanda yükselmesini sağlayarak başarıya ulaşacaksın. “Osmanlı’nın torunları Türkler” diye adından söz ettireceksin. Yok eğer sadece Osmanlı diyerek Türk’ün adını sileceksen, o zaman geleceği olmayan bir devlet yapın olur.

Bugün Araplar demokrasiden nasibini almadıkları için domino taşı gibi tek tek ve sırasıyla devrilmeye başlamışlardır. Domino taşınının devrilmesi için ilk tekmeyi vuranların da Batılılar olduğunu unutmamak kaydıyla.

İşte bunların hepsi dönüp dolaşıyor ve bir konuda düğümleniyor. O da “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözüyle demokrasimiz daha da perçinleniyor. Bu sözün meydana gelmesi için çok mücadeleler verildi. Bunun içinde özgürlük, adalet, cumhuriyet ve laik” ilkeler yatmaktadır. Toplumların bireysel yaşam özgürlüğü yatmaktadır. Bu sözden de rahatsız olanlar kendini azınlıkların düşüncelerine hapsetmiş olurlar. Oysa Türkler ve Türklük kavramı hiçbir zaman özgür düşüncede ve (yaşadığı topraklarda)... İstilacı güçlerin siyasi ve sahte ayak oyunlarında... Göz hapisliğini asla kabul etmez.