Amerikali Turk

Yazarlar

Atatürk Milliyetçiliği Arap Baharına Benzemez, Temelinde Özgürlük Vardır

September 05, 2012 4:11 PM

TELEVİZYONLARDA programlar yapılıyor. Terörle ilgili her türlü konu masaya yatırılıyor ve elle tutulur deliller üzerinde duruluyor. Terörün kaynağı inceleniyor da inceleniyor, sonuna kadar da irdeleniyor ve sonuç olarak ortaya şu iki soru çıkarılıyor:

– “PKK ne yapmak istiyor?”

– “PKK terör örgütünün stratejisi nedir?”

1– Sanki taşeron oldukları bilinmiyormuş gibi...

2– Sanki terör örgütünün stratejisi olmasa bile, sonuç olarak “insan öldürmek istemesi” bilinmiyormuş gibi...

3– Sanki terör örgütünün strateji ayağında Kürt vatandaşlarımızı oyuna getirmeleri bilimiyormuş gibi...

4– Sanki terör örgütünün, Türkiye’nin parçalanmasını, kürdistanın kurulmasını istediği bilinmiyormuş gibi...

Televizyonlarda “Acaba terör örgütü ne yapmak istiyor?”dan çok... “Acaba Amerika neden terörü lanetlerken Irak’ta ve İran meselesinde karşımıza çıkıyor?”u incelemelisiniz... 

Bu soru, Ortadoğu’da oynanan oyunun tümünü ortaya koyduğu gibi... Bu soru medyada çalışanlar için, daha gerçekçi bir tartışma programı niteliği taşımaktadır.

Örneğin her gün Kandil’i “Ortadan mutlaka kaldırılmalıdır” diye sürekli öne çıkararak yazıp duruyoruz. Ortaya atılan planların nerelere kadar uzanabileceğini de sürekli dikkat çekerek açıklıyoruz. Ama nedense bir tane etkili ve yetkilimiz ortaya çıkıp da, “Kandil’in kandilini artık söndüreceğiz. Buraya kadar” dediğini duymadık. Bu konuda bir tek MHP lideri demişti. Asil bir duruş sergileyerek şu öneriyi de önemle belirtmişti: “Kandil’de Türk Bayrağını dalgalandıralım. İktidar korkmasın. Kandil’i ortadan kaldırmak için iradesini ortaya koysun. Arkasında Ülkücüler de destek verecektir.”

Bu ifade, çok anlamlı ve bir o kadar da destek sözü veren çok güzel bir açıklamadır. Bu konuda MHP lideri Bahçeli’yi kutluyoruz. Milli bir görüşü sergilediği için de ayrıca kendisini tebrik ediyoruz.

Fakat bu açıklamalar ne kadar yapılırsa yapılsın, iktidar elbette bazı konularda eli - kolu bağlı durumda beklemektedir. Biz de biliyoruz ki iktidar partisi ve onun temsilindeki hükümet, Suriye’ye girmek için can atıyor. Ama bunu yapmak isterken daha yolun başındayken uçağımızı düşüren füze rampası vurulmalıydı – Ki, bugün orta yerde sıkışıp kalınmamalıydı.

Çünkü siz karşı harekette anında bulunmazsanız, bundan sonra cevabını da çok zor verirsiniz. Çünkü zaman geçtikçe Esad süre olarak hep kazançlı çıkacaktır... Hem de başınızın iyice ağrıması için terör örgütüne Kuzey Suriye’yi kullanımaya açacaktır. Tıpkı bugün olduğu gibi.... Tabii ayrıca buna bir de kimyasal silahları Türkiye’ye karşı kullanma riskini eklerseniz... Haliyle elinizi - kolunuzu bağlı olarak durmanıza sebep olacaktır (Ki olmuştur da...)
Şu da önemle unutulmamalıdır ki Esad, Suriye’yi bölerek kendine mutlu bir Esad hükümeti kuracaktır.

KOZLARINIZI MASAYA YATIRMALISINIZ...

Türkiye, devlet olarak politikasını ve duruşunu bu konuda geciktirdiği için siyasette de bir o kadar darbe yiyor. Ama bundan sonra da bir şeyler yapılabilir elbette. Örneğin Amerika’nın Kuzey Irak’ta ve İran üzerinde oynadığı oyun bilinmekte. Bunun yanında, olası bir teskere ile Kuzey Irak ile Kuzey Suriye’de tampon bölge oluşturulsa bile, içerilere doğru girerek PKK terör örgütüne yardım eden ve her türlü lojistik desteği sağlayan ve de PKK terör örgütünün bir uzantısı olan PYD (Partiya Yekitiya Demokratik-Demokratik Birlik Partisi) kıstırılmalıdır.

Nasıl ki Amerika, kendi çıkarları için müttefikim dediği Türkiye’yi her konuda kullanmaya çalışıyorsa... Biz de onun bu oyununa karşı bir siyasi oyunla karşılık vermeliyiz. Yani (A)’dan çok artı bir (B) planına ihtiyacımız her zaman için var ve olmalıdır.

Şimdi birileri karşımıza çıkıp şöyle bir soruyu sorabilir haklı olarak: “Hem Amerika’yı yerden yere vuruyorsunuz... Hem de Amerikasız olmayan bir programdan bahsetmiyorsunuz. Özellike Suriye konusunda askeri müdahalede bile Amerika’sız hareket etmemiz gerektiğini nedense bize duyurmuyorsunuz. Sizce bu normal mi?”

Elbette normal değil. Elbette bu soru hakkıyla sorulacak ve adresini de bulacak. Ama bir de şöyle düşünün:

SORU 1: Amerika “PKK terör örgütüdür” diyor ama Türkiye sınırları dışında kalan kamplarına (özellikle Kandil’e) herhangi bir askeri müdahaleyi neden kabul etmiyor?..
CEVAP: Türkiye topraklarında meydana gelen terör olaylarında Amerika yanımızda. Ancak Kuzey Irak ve özellikle İran topraklarında yanımızda değil. Yuvalanan terör örgütüne dokundurmuyor. Çünkü, olası bir İran’a saldırı veya müdahalede terör örgütünü piyon gibi kullanacak.

SORU 2: Peki İsrail neden Lübnan’a arasıra saldırıyor? Oysa Lübnan meselesiyle İran arasında bir bağ kurmak yanlış gibi görünmüyor mu?..

CEVAP: İsrail Lübnan’a arasıra da olsa saldırır. Çünkü Hamas örgütünün Lübnan sınırında bulunmasıyla olası bir Amerikan müdahalesini arkadan vurma olasılığı kuvvetle ihtimal olduğu için. (Tıpkı Irak’a müdahale eden Amerikan ordusunun arkadan vurulmaması için Lübnan’ın sınırlarının dövülmesi gibi...) Ama Esad yanlılarının ve ona karşı olan Özgür Suriyelilerin protestolarının Lübnan’a kadar taşmasının sebebi, bu ülkeyi de ister istemez (hiç olmasa bile) Arap Baharı kapsamına almıştır. Şu aşamada halâ Lübnan (hele ki dünyanın incisi sayılan o güzelim Beyrut) iç savaşa açık bir şekilde bekletiliyor.

SORU 3: Atatürk savaş sonrası nasıl bir politika izledi ki bugün O’nsuz bir şey yapılamıyor? Çünkü her şeyde ve her siyasi anlayışda Atatürk’ün bilgi hazinesi kendini gösteriyor ama nedense bugüne kadar gelmiş iktidarlar bunu bir türlü başaramıyor. Sizce neden?..

CEVAP: Billindiği gibi Atatürk, Milli Mücadele yıllarını çok iyi yaptığı için ve halkını çok sevdiği için O’nun dünyasındaki Türklük çok farklıydı. Vatan sevgisi ve emperyalist güçlere karşı siyasi duruşu çok anlamlıydı. Örneğin Yunanistan’ı İzmir’de denize döktüğümüz halde... O zamanın Yunanistan Başbakanı Venizelos bile Türkiye’ye gelmiş ve “Nobel Barış Ödülü’ne en layık insan Atatürk’tür” demiştir. Ayrıca Venizelos Yunanistan Başbakanı sıfatıyla Türkiye’de olduğu halde Atatürk, diplomasinin en kıvrak zekasıyla siyaseti demokrasiyle yoğuran bir liderliği sergilemiş ve Venizelos’a ödüle layık olduğunu söyletmiştir.

İşte bugün de Amerika ve diğerleri her ne kadar düşmanınız olursa olsun... Onlarla her ne kadar siyasi bunalıma girersek girelim... Atatürk gibi, diplomaside başarılı olduğumuz müddetçe... Çevremizdeki değişik politikalara karşı zinde ve yerinde kararlarla karşılık verebilmeliyiz.

Nasıl  ki bugün “dindar nesil yetiştireceğim” derken Arap alemine göz kırpılıyorsa... Aynı şekilde Amerikalı ve Avrupalı müttefiklerimizle temaslarımızı artırmaya çalışıyoruz...
Peki başarılı oluyor muyuz?..

Hayır.

Olamıyoruz.

Bilakis başarılı olamadığımız için de, Batılı müttefiklerimiz Türkiye üzerinde 90 sene önce oynamak istedikleri oyunu kurmalarına istemeyerek yardım etmiş oluyoruz.
Bu konuda yapılamayan ve yapılması için çaba harcanamayan konunun, Arap Baharı’ndaki tehlikeli gelişmelerin aynısının Türk topraklarında da uygulamaya konulmasını isteyenlerin gerçek yüzlerini görmek olmalıdır.

ATATÜRK’ÜN DEMOKRASİ ANLAYIŞINA ÖNEM VERİN BEYLER...

Şimdi burada iktidara ve onu destekleyenler görüşlere şunu söylemek zaruri olmuştur: “Dindar nesil yetiştireceğim” derken... Yanıbaşınızdaki Arap ülkelerinin de dindar olduklarını... Ama ne yazık ki ne demokrasinin bireysel özgürlüğünü ve ne de uluslararası anlaşmalarda dışarıya verdiğiniz görüntüyü asla düzeltemezsiniz. Sürekli sizi baltalamak ve her an iç savaş çıkarmak için ellerini ovuşturduklarını göreceksiniz.

Daha düne kadar nasıl ki Sarkozy, Libya liderinden milyonlarca dolar yardım aldığı halde, en küçük bir sıkıntıda Kaddafi’yi ilk vuranın yine Fransa olduğunu rahatlıkla görebiliyorsak... aynı şekilde Türkiye’nin ister dindar olsun - ister demokratik... En ufak bir sıkıntıda ilk darbeyi yine Fransa’dan alacağından hiç şüphe etmeyiniz.

Ayrıca...

Birkaç sene sonra dünyadaki bütün Ermenilerin üstümüze üstümüze geleceği de unutulmamalıdır. Bugün siyaset sahnesinde birbirimizi yiyeceğimize...

– “Acaba Ermenileri birkaç sene sonra nasıl durdurabilirim?..”

– “Acaba sözde Ermeni meselesini çürütebilmem için bugünden nasıl adım atabilirim?..”

– “Acaba bana hep yakın gözüken Batılı demokrasilerin sahte yüzlerini ortaya koyabilmem için nereden hareket etmeliyim?..”

Bunları düşünmeliyiz. Ama hayır...

Siz bırakın düşünmeyi... Daha çapulcu takımı PKK ile mücadele etmek için “KANDİL’i DERHAL ORTADAN KALDIRMALIYIM” diye düşünmeyi bile zahmet olarak görmekteyiz.

Oysa Mehmetçiğimizi sürekli savunmada bırakarak elini zayıf tutacağımıza... Bir an önce tehlikenin üzerine giderek o barut fıçılarını onların kafasına gömmeliyiz.

Yurt dışına göre siyaset yapmanın ve iç meselelerde de birlikte olmanın artık zamanı gelmiştir.

Ayrıca şu da unutulmamalıdır ki, Atatürk milliyetçiliği ne Arap Baharı’na hiç benzer... Ne de sözde müttefiklerimizin demokrasiye anlayışına... Atatürk, Türkiye’de hiçbir ülkede örneği ve benzeri olmayan demokrasinin ve laik anlayışın temellerini atmıştır. Bundan gurur duymalıyız.


Okkes Agaoglu