Amerikali Turk

Yazarlar

Ortadoğu’da Oyun Kurucu Olmazsan Seni Masa Başında Yerler!..

September 07, 2012 12:33 PM

SİYASETİ oldum olası başaramıyoruz. Her zaman söylüyoruz, “Türkiye’de siyaset yapılmaz. Yapayım diyenler ya tek adamın peşinde suskunluğunu bozamadıklarından dolayı sus - pus olurlar. Ya da suskunluklarını bozarlarsa partiden istifa ederler...” 

Ama gelin görün ki bugün siyaset yapanlar yine politikanın zemenindeki gerçeğin dışına çıktığından dolayı, halkın önünde pek inandırıcılığı da kalmıyor. Çünkü yapılan siyaset ne “Savaş” siyaseti... Ne de “Politika” siyaseti... Oldum olası partilerarası kavga - dövüş. Bıktı millet bunlardan artık.

Bugün bunu sürdürenler AKP, CHP ve MHP.

İktidar, terör meselesinde ve diğer meselelerde muhalefetten gelen tepkiye asla değer vermiyor. Hatta, “Sen kimsin? İlk önce bedavadan aldığın genel başkanlık koltuğunu ve unvanını haket, ondan sonra çık karşıma” haykırışıyla Kılıçdaroğlu’na seslenişini sürdürüyor.

Kılıçdaroğlu da, “Çık karşıma. İstediğin yerde... İstediğin mekanda... istediğin televizyonda... İstediğin kişilerle çık karşıma... Ben tek başıma çıkacağım..” diyerek karşı tepkiyle politikalarına devam ediyorlar.

Ama bir bakıyorsunuz ki, adli yıl açılışında zirve kendiliğinden orada buluşmuş vaziyette. Hepsi de centilmenlik gereği olarak birbirleriyle tokalaştıktan sonra yanyana oturarak resim veriyor. Bunu her vesileyle yaparken de, onlara şöyle bir soru sorsaydık acaba bize ne derlerdi:

İşte merak edilen sorumuzu soruyoruz:
– “Sayın liderlerimiz, birbirinize basın aracılığıyla bağırıyorsunuz, çağırıyorsunuz. Ama böylesi açılışlarda yanyana geldiğinizde bir şey olmamış gibi gülerek birbirinizi adeta tebrik ederek etrafa gülücükler dağıtıyorsunuz. Sizce bu doğru mu?..”

Alacağımız cevap aynen şu olacak:

– “Efendim biz(ler), birbirimizi politika gereği eleştirir dururuz. Gerçi muhalefet ve iktidar olarak bunu yapmamız gayet normaldir. Ama gelin görün ki kamuoyuna yansıyan olayların gereği olarak böylesi çıkışları yapmamız normal olarak karşılanmalı. Çünkü bu siyasettir. Poitikadır.”

Evet...

İşte alacağımız cevap aynen budur. Ama liderlerimiz hiç düşünüyorlar mı acaba, “Bizler basın yoluyla kamuoyu karşısında birbirimize esip çağırırken, hatta çok ağır konuşurken bize gönül vermiş halkımız nasıl tepki içindedir?” diye...

Hiç sanmıyoruz.

Siz bırakın düşünmeyi... “Halkımız nasıl olsa bugün yapılanı unutur, yarın acaba karşımıza nasıl çıkacaklarını merak eder” gibisinden düşünceyle günlük ve saatlik politikalarla Türk siyaseti ömrüne ömür katmaya devam ediyorlar.

Ama şu vardır ki, yapılan siyaset ömürlerine ömür katarken, diğer taraftan güzelim ömürler, güzelim gençler ve güzelim umutlar ölüp gitmektedir. Bunları düşünmenin yararı varken (maalesef) düşünmemek için ellerinden gelen her şeyi yapmaktadır siyasetçilerimiz.

Efendim kimisi “Meclis toplanmasın... Çünkü terör örgütü bunu amaçlıyor. Biz toplanırsak terer örgütünün dediği olur... Onun için Meclis’te toplanmaya karşıyız” derlerken... Diğer taraftaki de, “Meclis’te toplanalım. Hatta siz, iktidar partisi olarak önerilerinizle gelin karşımıza, onları destekleyelim” diyerek muhalefet  düşüncesini ortaya koymakta.
Ama gelin görün ki, bünyesindeki vekilinin kaçırılmasıyla ortaya atılan düşüncelerin olumsuzluğu partiyi derinden sarsmaktadır. Hatta şöyle ki, Balıkesir'e bağlı Sındırgı İlçesi'nin CHP'li Belediye Başkanı Özgür Ertuğrul, kendi vekiline şunları demiştir: “Hüseyin Aygün'e bu sözleri söylemezsem, aldığım para bana haram olurdu. Aygün teröristlere, 'Kardeşim, arkadaşım' diye hitap etti. Bunu kabul etmiyorum. Bu ülkeye kurşun sıkan, insanları öldüren, devlet malına zarar verenlerden ne ağabey ne de kardeş olur. Olsa olsa vatan haini olur.”

Terör gelişmelerinden doğan vekil sözleri, halkımızı böylesine yaralarken... CHP’den kaçırma olayına farklı sesler gelerek hiç olmazsa bir nebze halkın nabzını rahatlatırken... CHP liderinin “Arkasındayız” açıklaması ne derece doğrudur?..

Aslında doğru olmayan CHP içinden böylesine talihsiz bir gelişmenin olduğudur. Daha da talihsizi, genel başkanın vekilini savunma adına yanlış da olsa arka çıkmasıdır. Ama öyle görülüyor ki seçimlerde böylesine davranışlar sandıkta damgasını vuracak cinstendir.

Ya iktidara ne demeli?..

İktidar da, bir türlü alternatif politika üretememenin zorluğu içindedir... O zorluk, elbette ki sınır ötesi hareketlilikte ve operasyonda, sınır komşularımızın politik duruşlarına karşı ezici bir politikayla askeri gücünü kabul ettirme sanatını yapamayışıdır.

Daha doğrusu Atatürk’ün SAVAŞ SANATI her zaman NUTUK kitabında hazır bekliyor. Hatta sayfalarını çeviren bir devlet yetkilisini de bekliyor. Ama nafile, siz bırakın sayfa çevireni... Bu kadar olumsuz gelişmelerden önce ve sonra bile Atatürk unutturulmaya çalışılıyor.

Ama nafile... Bu o kadar kolay değil.

Çünkü ölümü neredeyse 80 seneye dayanan Atatürk’ü bir daha öldürmeye kalkışmak... O’nun gerçekten daha ölmediğini... O’na gönül verenlerle Türkiye’nin her metrekaresinde yaşadığını... Terörist olaylarla O’nun üstün zekasının istilacı güçlere karşı olanaksızlarla dolu ordusuyla nasıl mücadele ettiğini gözler önüne sermekte.

DIŞ POLİTİKA OLUMSUZ ŞEKİLDE YOLUNA DEVAM EDİYOR...

Dışişleri Bakanımız Davutoğlu, Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmada, üye ülkelerin dışişlerinin koltuklarında olmamasına dayanamayıp sözlerini sertleştirerek “Suriye’ye NATO nezdinde tampon bölge oluşturulmalı” ifadesiyle sonuçsuz kalan bir politikaya imzasını atmış bulundu.

Çünkü Davutoğlu’nu yıkan politika, NATO’nun sessiz kalması... Birleşmiş Milletler’in de bu sessizliğe sessizlikle cevap vermesi olmuştur.

Bunu neden yazıyoruz biliyor musunuz?..

Şunun için: Bugün Suriye sınırımızdan bize tehditkar sesler yükselmekte... Terör örgütü PKK, sınır boyunca Esad’ın desteğiyle güçlenmeye çalışmakta... Ama bunun yanında NATO üyesi olmamız, uluslararası bir güvence ve sigorta düşüncesi Ankara’da devam etmekte. Çünkü ülkenizi tehdit eden bir sınır ötesi hareketlilikte NATO, koşulsuz ve hiçbir ülkeye danışmadan acele uçaklarını havalandırarak Türkiye’yi koruyacak... Bu, NATO anlaşmasının birkaç maddesinden sadece biri.

Daha doğrusu NATO üyesinden bir (veya birkaç ülkenin) uçakları havalanarak Türkiye’yi acilen koruyacak. Bunlar askeri anlaşmalardır. Ama gelin görün ki siyaset öylesine hain bir düşüncedir ki... Suriye meselesinde NATO tarafından... Birleşmiş Milletler tarafından yalnız kaldık...

Neden?..

Türk olduğumuz için mi?..

Hayır, hiç alakası yok...

Sebebi: İyi bir dış politikamızın olmadığındandır.

Oysa Türkiye, öylesine kritik bir bölgede öylesine güçlü bir şekilde duruyor ki... Ne gücümüzü askeri sanatımızı göstererek kanıtlayabiliyoruz... Ne de diplomatik etkinliğimizi dah ada ağır bastırarak Ortadoğu’daki sınır komşularımızı susturabiliyoruz.

Her kafadan bir ses gelmekte.

Yarın öbürgün sınırımızda olası bir tatbikatlar başlayacak. Bugün İran yapacak. Yarın da bakarsın İran ve Irak ortak yapar.

Gayeleri nedir biliyor musunuz?..

Gayeleri, Türkiye Kandil’e saldırırsa önünü keselim... Ve terör Türkiye’de biraz daha devam etsin. Çünkü dopingledikleri terör örgütünü yarın - öbürgün açıkça “Biz destekliyoruz” demezlerse hiç şaşırmayın...

Artık Türkiye, elini çabuk tutmalıdır.

İster liderler biraraya gelsinler...

İster Meclis acilen toplansın...

Ama ne olursa olsun liderler Türk halkına ivedilikle şunu demelidirler: “Kandil’i vurma kararı aldık. Artık buraya kadar. Sınır komşularımızın ve bizi her zaman yok etmek isteyen sözde müttefiklerimizin oyunlarına Mehmetçiğimi feda edemem. Buna asla gönlüm el vermez. Türkiye Cumhuriyeti bu şerefsizleri ortadan kaldırma kararı almıştır. Her türlü diplomatik çabalarımız 30 seneye dayanan sabrımızı bitirmiştir.”

Ardından da şu açıklamayı hemen yapmalılar: “NATO ve Birleşmiş Milletler artık bana güvence vermiyor. Yarın öbürgün olası bir savaş senaryosuyla Türkiye’ye tehdit savuran ve sınırlarını zorlayan ülke veya ülkeler olursa, NATO ve Birleşmiş Milletler’in bizi yalnız bırakacağından artık eminim. Onların müttefikliklerinden çıkıyorum. Doğu Bloku ve Ortadoğu Bloku çizgisi üstünde bir Dünya Bloku kurmayı planlıyorum. Avrupa ve onun yapay birliğini kendi ekonomik sıkıntılarıyla başbaşa bırakıyorum...”

Bunu diyebilecek bir siyasetçimiz ve partimiz var mı?

Yok...

Ayrıca, siyaset gereği diplomasiye her ne kadar ağırlık verdiysek... Sürekli önümüze set koyuluyor. Bunu hem Amerika... Hem Avrupa... Hem de kendini bulamayan ve Arap Baharı rüzgarına dayanamayıp darmadağın olan Ortadoğulu ülkeler bilinçli şekilde yapıyor... Ama göz göre göre ve hiç utanmadan bu yapılıyor... 

Pentagon’da parçalanmış Türkiye haritasını asılı tutuyorlar.

Ortadoğu’da NATO ve Birleşmiş Milletler Türkiye batsın diye uğraşıyor.

Kürdistan kurulsun diye de ellerinde maşa gibi kullandıkları Ermenistan’ı ve Irak - İran - Suriye’yi Türkiye’nin üzerine salıyor. Ama ne olursa olsun her şey sonuçsuz kalacak ve Türkiye, bunun da üstesinden gelecektir. Yeter ki kararlı olalım. Yeter ki Amerika’nın, NATO’nun ve Birleşmiş Milletler’in söylemlerine inanarak hareket etmeyelim...
Ayrıca neden İran diyoruz biliyor musunuz?

İran ile Amerika birbirini yiyecek gibiler. Ama İran’ın Türkiye’ye karşı bugünkü durumu Beyaz Saray’ın işine gelmektedir. Onun için İsrail’e “Dur, şimdi İran’a saldırma” demektedir. Bu saldırma ifaesini de, “Dünya barışı adına kullanıyorum” süsüyle dünya ülkelerini kandırmaktadır.

Mehmetçiğimiz bu ve benzeri siyasi ayak oyunlarına alet edilmesin. Fidan gibi evlatlarımız, istilacı emperyalist güçlerin oyunlarına yem edilmesin. Edilmemesi için de KANDİL’e SALDIRACAKSIN. Başka çaren yok.


Okkes Agaoglu