Amerikali Turk

Yazarlar

Dokunulmazlıklara (Halk Ve Vatan İçin) Dokunursan Hizmetin Kutsal Olur!..

September 11, 2012 9:52 PM

POLİTİKACILARIMIZ sürekli siyasetin içinde oldukları için, hemen her şeyde bilgisi ve alakası vardır. Bunun yanında Meclis’teki görevleri dışında halkla olan iletişimleri bir o kadar da fazladır. Zaten öyle de olmalıdır. Ama bunun yanında halkın istemleri ve beklentileri gündeme gelince vekillerimizin ortaya attığı mağduriyetler nedense vatandaştan çok olduğu söylenir durulur. 

Söyleyen kim mi?..

Tabii ki vekillerimiz...

Halbuki halkımız, istediklerini küçük rakamlarla ve küçük isteklerle “Vekilimize yük olmadan ulaştırayım”ın gayreti içindedir. Halkımız bunu böyle düşünürken, vekil(ler)imiz halkın karşısına “Ben sizden daha mağdurum”la yola çıkmaktadır.

Oysa vekillerimizin Meclis çatısı altında ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde (ve de yurt dışı ulaşım ve iletişimlerde) olağanüstü zırha bürünmüştür. Halkımızın ne böylesi bir zırhı vardır... Ne de ulaşımda şanslı ve kolay trafiği... Bütün sıkıntılar ve olması gereken zaruri işler halkın sırtına binmiş vaziyettedir. 

Dokunulmazlara dokunulmazken... Ekonomi adına her şeye ve her konuda dokunulan adres yine halkımızdır. Bunu kimse inkar dahi edemez.

– “Peki hangi konularda halka dokanılıyor ki?” diye soranlara örnekler verelim hemen:

1– Elektrik ihtiyacının dengelenmesi için...

2– Kaçak kullanımların maddi açıklarını abonelere yansıtılan zamlarla dengelemek için...

3– Ulaşım giderlerinin dengelenmesi için...

4– Paralı oto yol geçişlerinin (bazı açıkları kapatması adına) dengelenmek için...

5– Doğalgaz ve petrol kullanım giderlerinin ekonomi ve siyaset adına dengelenmesi için...

6– Esnafın ayakta duramadığı halde halâ zorluklarını görmemek adına gelir ve giderlerin dengelenmesi için...

7– Motorlu Taşıtlar Vergisi’nin muazzam zamlanmasındaki dengelenmenin piyasada oturması adına dengelenmesi için...

8– Emlak vergilerinin artırılması için...

9– Halkımızı çarşı - pazar ekonomisinin gündelik tarım politikalarına esir ederek artış rekoru kıran ürünlere süreklilik kazandırarak vatandaşın karşısına çıkarmak için...

10– Tekstil ürünlerinde kalitenin bile mağaza önü sepetlere dönüşmesine meydan vermesinin asıl nedenini saklamak için...

İşte tüm bunlar zam furyasının nedenlerini oluşturan ana sebeplerdir. Peki bunun yanında vekillerimize dokunan bu maddeler ne derece ağır basıyor?..

Bize sorarsanız pek o kadar yansımıyor.

Meclis’in mutfak giderleri ve vekillere yansayan öğün yemek fiyatları o kadar küçük rakamlar ki... 1 veya 2 liradan başlayan ödemelerle anılmakta. Oysa vatandaşlarımız, vekillerimizin yedikleri yemeğin fiyatının 2 - 3 misli artışla sebze ve meyvelerini almakta. Çarşı - pazar ekonomisiyle halkımızın sosyal hayatının tümüne dokunulduğunun farkında olması gereken vekillerimizin ve Maliye ile bütçe uzmanlarımızın bu gidişe “Dur” demeleri gerekmez mi?..

Elbette gerekir, ama bu politikayla bu yapılamıyor. Bu artışa dokunmak elbette çok iyi olur. Ama sadece bunu, çarşı - pazar ekonomisi adına dokunmak olarak sınırlamak da doğru değil. Çünkü bu kadar zammın altında ezilen halkımızın bir de sırtına siyasi sıkıntılar bindirilince, dokunulması gerekenlere dokunmamak, halka ayıp edilen en büyük kabahat olmaktadır. 

DOKUNULMAZLIKLARA DOKUNURSAN TÜRKİYE’YE HUZURU GETİRİRSİN...

Oysa halkımız, vekillerimizin dokunulmazlıklarındaki sosyal lüks hayatlarına değil... Siyasi söylemlerine ve huzuru bozacak demeçlerin ve hareketlerin sınırlandırılmasından yana olduklarını her seferinde söylemekte ve bu beklentisinin gündeme alınması için iktidarın politikasını izlemektedir.

Evet, bugün dokunulmazlıklar gündemde. Vekillerimizin “Dokunayım mı?” yoksa “Dokunmayayım mı?” diye düşündüğünde, terörün de bu zırh içinde rahat hareket ettiğini görmeleri bizi memnun etmiştir.

BDP’liler “Dokunursan fena olur” kabadayılığını gösterirken... Eşbaşkanlarının “Meclis’e gelmeden durumu gözden geçiririz” açıklamasıyla hala büyük Türkiye’ye ve onun Meclisi’ne kafa tutmaktadır. Oysa terörü bu denli koruyan... Teröristlerle bu şekilde kucaklaşan... Mehmetçiğimize karşı zerre kadar sorumluluk dahi hissetmeden terörü ve teröristleri korumaya çalışan BDP’lilere artık “Dur” demenin zamanı gelmiştir.

Dur demek için dokunulmazlıklarına sınırlamayı getireceksiniz... Türkiye Cumhuriyeti’ne laf etmenin ne demek olduğunu ve cezasının nasıl verileceğini göstereceksiniz... Mehmetçiğin canıyla bu derece oynamanın bedelinin çok ağır olduğunu göstermelisiniz... Genelkurmay başkanımıza onbaşı diyerek hafifsemenin ne derece zor bir şey olduğunu mutlaka göstermelisiniz... Lanet olası terörü destekleyerek “Ülkenin 400 kilometresi PKK’dan sorulur” demenin ne derece suç olduğunu belirtmelisiniz.. Ve DOKUNMALISINIZ...

ANAYASANIN TERÖR MADDESİNE İDAMI VE AĞIR CEZAYI GETİRMELİSİNİZ...

Anayasa’nın 14. maddesi şöyle diyor: “Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanalamaz. / Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasa’yla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. / Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler kanunla düzenlenir.”

Anayasa’da madde böylesine dururken, Meclis’te düşündüğünü ve düşüncesindeki siyaseti açıklamak için kürsüye gelen vekillerimiz elbette özgürce siyaset yapmalıdır. Ama bu siyasetin içine vatanı ve devleti bölmeyi ekleyerek posta koymalarını eklerseniz, bunun neresi özgür siyaset olmaktadır?

Neresi politika adına alternatif siyaset arama yolunun bölücülükten geçmesi gerektiğini savunmaktır?..

Ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti, asla ve asla dokunulmazlık zırhına bürünerek ülkeyi bölmek isteyenlerin hareket sahası olmamalıdır. Ülkeyi bölmek ve teröre arka çıkarak dış ülkelerin taşeronları gibi çalışanlara karşı idam cezasını ağırlaştırılmış olarak getirmek, doğru bir seçimdir. 

Bugün bu ağırlaştırılmış seçim, insan hakları ve özgürlükler adına uygulanmıyorsa, bu; devlet adına rahat yaşamanın güzelliklerini görebilmek adınaydı. Daha doğrusu sabırla o rahat yaşamın sınırlarını belirlemekti. Ama görüyorsunuz, Mehmetçiğin şehit haberleri, terörü destekleyen BDP’yi hiç sarsmıyor. Üstelik teröristlerle sarmaş - dolaş birbirlerine muhabbetlerini daha da koyulaştırıyor. Hem de Türk milletine karşı hiç çekinmeden... Hiç sakınmadan...

Artık bu gidişe dur demenin zamanı gelmiştir. Bunun atılımlarını yapmak da pek tabii ki AKP, CHP ve MHP’ye düşmektedir. Üç partimiz ne sandalye korkusuyla... Ne seçmen korkusuyla... Ne de “liderliğimi acaba yitirir miyim?” korkusuyla hareket etmeden, bir an önce biraraya gelmelidirler.

Zaten partilerimizin bu soru işaretlerini akıllarına getirmelerine hiç gerek dahi yoktur. Çünkü Türk halkı, biraraya gelişlerini her zaman istemiş ve tasvip etmiştir.

Nasıl tasvip etmesin ki?..

Türkiye neredeyse her gün şehit haberleri gelecekmiş gibi bir duruma sevkedilmiş durumda... Bu durumu derhal ortadan kaldırmanın en kestirme ve en sağlam yolu, terörü destekleyenler (kim olursa olsun) derhal tutuklayıp en ağır cezayla cezalandırılmalarına bir an önce geçilmelidir.

Neden mi?..

Terörde politika olamaz... Terörde siyaset kullanılarak ülke insanı rahatsız edilemez... Meclis’te kürsü işgal edilerek terörün bile dokunulmazlık zırhına konulmasına asla müsaade edilemez...

Dokunulmazlıklara dokanacaksın ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl bir devlet olduğu anlaşılsın...

Dokunulmazlıklara dokanacaksın ki, İran’ın ve Suriye’nin pis niyetleri ortaya çıksın... (Çıktığı kadar çıktı zaten)...

Dokunulmazlıklara dokanacaksın ki, sahte müttefiğimiz Amerika’nın kürdistan projesi BOP’la birlikte kucağında patlasın.

Dokunulmazlıklara dokanacaksın ki, Avrupalı bölücü zihniyetin modern haçlı seferleri turu daha başlamadan ülkelerinde bitsin.

İşte bunların hepsi gerçekten de dokunulmazlıklara dokunularak bazı şeylerin ister istemez kendiliğinden gündeme geldiğini görmemize neden olacaktır. Yeter ki artık kararlı olalım. Mehmetçiğimizi gözümüz gibi koruyalım ve bir tane can dahi vermeyelim. Yoksa savaşmadan savaşı yaşayan tek ülke Türkiye olacaktır. Ve Türkiye Cumhuriyeti, masa başında kaybedilecek kadar ucuz bir ülke değildir. Hele ki Arap Baharı tuzağını ülkesine taşıyacak kadar ucuz bir ülke, hiç değildir.