Amerikali Turk

Yazarlar

Gaziantep’in Kurtuluş’unda Da Göndere Bayrak Çektirmezlerse Hiç Şaşırmayın!

(1 votes, average 5 from 5)
September 22, 2012 1:06 PM

TÜRKİYE’nin geçmişteki sıkıntıları çok büyüktü. Açlık ve sefalet Anadolu’nun yakasını bırakmıyordu. Bunu inkar edenler hem kendinden ve hem de Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türk Ordusu’nun verdiği o eşsiz Milli Mücadelesi’nden utanmalıdır. Vatanımın her köşesinin istila edildiği o yokluk yılarında güzelim şehirlerimizin her birinin ayrı ayrı anısı vardır. Düşman istilasından kurtuluşunun ayrı ayrı destansı tarihçesi vardır. Bu şehirlerimiz kendi kendini Milli Mücadele sevgisiyle ve coşkusuyla kurtarırken, acaba o zamanın zor şartlarında var olan Türk Ordusu’nun askerleri bugünün bayrak çekme yasağını bilseydi ne yapardı?..

O yasağı getirenler ilk başta bunu düşünmeliler.

Dün İzmir’e yasak getirildi... Ama İzmir’imin muhteşem savaşıyla Türk Bayrağı tekrar dalgalandı ve Türk Ordusu’nun o eşsiz savaş kahramanlıkları bir kez daha kalbimizde canlandı. Bunu kimse inkar edemez. İnkar edenler ya tarihini bilmiyor... Ya da şanlı tarihinde kendine bir yer bulamıyor...

Anlamak mümkün değil...

Ama şunu anlamak mümkün ki, bugün İzmir; Türk Bayrağını göndere çekti... Yarın da Gaziantep’in kurtuluşu geliyor... Gazi Antep’imiz de Türk Bayrağını göndere çekecek. Zaten öyle de olması gerekmez mi?..

Bugün İzmir’e Bayrak dalgalandırma yasağı getirenler, yarın Gaziantep’in kurtuluşunda da aynı yasağı getirmeye kalkarsa ne olacak?..

Bunu, düşünmek bile istemiyoruz. Çünkü güzelim bayrağımızın, güzelim insanlarımızın elinde dalgalanışı ve kutlanışı, Atatürk’ün askerlerinin savaşmalarına verilen en güzel yanıttır.

Bakın güzelim İzmir’im nasıl şanını tarih kitaplarına geçirttiyse... Yarın öbürgün de Gaziantep’in kurtuluş tarihi yaklaşmakta. Güzelim Antep’imiz de tarih kitaplarına şanını yazdırmış ve düşman işgalini bertaraf etmiştir. Nasıl ki İzmir’imin Atatürkçü sivil halkı şehrine sahip çıkarak ordusuyla birlikte kurtuluşunu bayrağını direğe çekerek kutladıysa... Aynı şekilde Antep de Atatürkçü sivil halkıyla ve ordusuyla omuz omuza savaşarak emperyalistlerden kurtulmanın onurunu yaşatmak için bayrağı direğe çekecek. Yaşayacak ve yaşatacaktır. Bu onur da Gazi unvanıyla ödüllendirilmiş Antep’imize aittir.

Ama gelin görün ki bu unvanlar ve Anadolu insanının bu onurlu savaşları, “şehirlerimizin kurtuluş günlerinde” Türk bayrağıyla taçlandırılmıyor. Adeta kabahatmış gibi Türk Bayrağının güneş görmesi engellenmeye çalışılıyor.

Neden?..

Neden bu böyle yapılmakta?..

Sanki bayramımızı kutlarsak Yunanlılar, Fransızlar ve İngilizler ve diğerleri bize darılacaklarmış gibi...

Sanki Avrupa Birliği’ne gireceksek bu tür kutlamalardan uzak durmamız gerekiyormuş gibi...

Sanki NATO ve Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları’nı harekete geçirterek bu tür kutlamaları Türkiye’de yasaklatacakmış gibi...

Oysa dış güçler halâ Türkiye’ye karşı kinlerini hiç utanmadan ve saklamadan kusabiliyorlar. Nasıl ki Sarkozy’nin yerine gelen Hollande’ın (Sözde) “Ermeni meselesi cumhurbaşkanının çok büyük hatasıdır. Derhal bu karardan dönmelidir. Anayasal suç işliyor” diyerek güya Ankara’ya sıcak mesajlar gönderdiyse de... Bugün, o bildiğimiz iyi niyetli Hollande, Sarkozy’nin başka bir versiyonu olarak karşımıza çıkmakta.

Nasıl mı?..

Şöyle: Fransa, ders kitaplarına sözde Ermeni meselesini ders olarak yazma kararı aldı. Bunu işleyerek gencecik beyinlere Türk düşmanlığını aşılayacakları haberi basına yansıyınca Hollande hemen gardını alarak şu açıklamayı yaptı: “Hayır efendim. Böyle bir gelişmeden ve böyle bir eğitim programından haberim yok...”

Siz kimi kandırıyorsunuz?..

Sizin haberiniz olmadan...

Sizin onayınız olmadan...

Sizin bilginiz dahilinde olmadan...

Sizin eğitim programına izin vermeden...

Sizin olası bir siyasi bunalım çıkmaması açısından özen gösterdiğiniz bu tür işleri duymadan...

Böyle şey(ler)e izin verir misiniz?..

Tabii ki vermezsiniz.

Bilakis biz Hollande’dan, “Türkiye sözde Ermeni meseline karşı topyekün savaş açtı ve anayasamızı da çok iyi kullanarak Sarkozy’nin gidişini kolaylaştırdı. Şimdi ben de bu tür işlerden uzak durmalıyım. Ve Türkiye ile ilişkileri düzeltmeliyim” demesini beklerdik...

Ama gelin görün ki Hollande, siyasetin bu tarafını düşünmeden ve işin içinde Türkiye olduğu halde politikanın çıkmaza gireceğini bile bile eğitim düşmanlığına hemencecik okey veriyor. Kim ne derse desin, Hollande’ın izni ve bilgisi olmadan böyle bir eğitim çalışmasına müsaade edilmez...

Burada demek istediğimiz şudur: “Türkiye bu gibi hareketleri çok iyi gözlemlemelidir. Nasıl ki Suriye meselesinde Birleşmiş Milletler salonunda yalnız kaldığımızın resmi çekildiyse... Aynı şekilde şu anda uğraştığımız Fransa’nın ve onu takip eden Yunanistan, Irak ve İran’ın düşman davranışlarını görerek yapıcı politikalarla siyasetimizi belirlemeliyiz.

VATAN UĞRUNDA CANINI SEVE SEVE VEREN MEHMETÇİĞİN KEMİKLERİNİ SIZLATMAYIN!..

Yok eğer bunları yapmazsak, Türkiye üzerinde çok oyun oynarlar. En iyisi iş işten geçmeden bu gibi sorunları bir düşüncede toparlamalı ve tez elden hareket etmeliyiz.
Eğer ki, “İzmir düşman işgalinden kurtuluşunu kutlarken Türk Bayrakları Yunanistan’ı rahatsız ediyor olabilir” düşüncesiyle bayrağa yasak koyarsanız... Batılı güçlerin daha şimdiden bizi masa başında (hatta masa başına daha oturmadan) yenmeye başladıklarını kabullenmelisiniz.

Yok eğer, “Hayır, Yunanistan’ın ve Batılıların bu kutlamalardan çekinmelerini istemediğimiz için kutlamaya yasak getirmedik” derseniz... O zaman, Kurtuluş Harbi’nde Milli Mücadeleyle düşmana göğsünü siper etmiş ve vatan sevgisiyle hayatlarını hiçe saymış şanlı Türk Ordumuzun Mehmetçiklerinin kemiklerini sızlatmış olursunuz (Ki, sızlattınız bile...)

Bunun yanında, Batılı güçlerin kirli ve pis oyunlarını sezmemek mümkün mü?..

Eğer İzmir, Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve diğer bazı şehirlerimizin unvanları böylesine taçlandırılmışsa, bunlar; boşuna alınmadığı gibi... Kutlamalar da aynı doğal yapısı içinde şenliklerle renklenmelidir. Yok eğer bunlar yapılmazsa ve yaptırılmazsa, işte o zaman insanın aklına şöyle bir düşünce de gelir:

– Acaba sözde Ermeni meselesi içinde dev yürüyüşler yapılıyorken... Özellikle Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde renkli yürüyüşlerle protestolar bir dizi gerçekleştirilirken... Yetkililerimiz ve etkililerimizin ortaya çıkıp da, “Bu tür yürüyüşlerde Türk Bayraklarını kullanmayınız. Bunu da yönetmelikle ileriki tarihlerde belirleyeceğiz” demezlerse hiç şaşırmayın.

Çünkü daha önce İzmir için aldıkları yönetmeliğin haberi basında şöyle yazılmıştı: “...Türk Bayrağı’nın İzmir Valiliği’ne çekilmesi töreni, Mayıs ayında değiştirilen Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği’nin kurbanı oldu. Bu yıl ilk kez törenler atlı süvari birliği ve bayrak çekme töreni olmadan yapılacak. Ayrıca her yıl Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan geçit töreni de bundan böyle düzenlenmeyecek...”

Peki ne oldu?..

İzmir kutlamalarını yaptı. Hem de mutlulukla ve Atatürk Cumhuriyeti’ne yakışır şekilde yaptı. 7’den 70’e herkes bu kutlamayı yapmak için sokaklara döküldü. Türk Bayrakları güzelim İzmir’imi rengarenk yaptı. Atatürk ve onun askerlerine adeta bayrakları asarak TEŞEKKÜR edildi.

Bu tür kutlamalar o şehrin, o ülkenin ve o ülkenin bayrağının şanıdır, şerefidir. Hatta namusudur. Demokratikleşme adına Türk Bayraklarını bu yönetmelik kıskaçları altına alarak onu boğmak... Onu rahat bırakmamak... Onu unutturmak, çok büyük hatadır.

25 Aralık tarihi de yaklaşıyor. O tarihte Gaziantep düşman işgalinden kurtuluşunu kutlayacak. O tarihte de Türk bayraklarını göndere çektirmeden yönetmelikle kutlanmasını isterseniz (Ki istenilen budur) o zaman kimin bayrağını çekecek Gazianteplilerimiz?..

ŞAHİN BEY CEPHANESİ BİTTİĞİNDE, TEK BAŞINA FRANSIZ ASKERLERİYLE YUMRUKLAŞTI...

Her şehrimizin kurtuluşunda bir kahramanımız olduğu gibi... Gaziantep’imizin kurtarılmasında da Şahin Bey büyük kahramanlık(lar) göstermiştiR. Fransız ordusuyla karşı karşıya geldiğinde Şahin Bey, bakın Fransız askerlerine ne demişti:

– “Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresine şehit kanı karışmıştır. Bize; Namus, Din ve Bağımsızlık için ölüme atılmak, Ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Bir an evvel topraklarımızdan defolup gidin. Yoksa kıyarız canınıza. Eğer, düşman buradan geçerse; Ben Antep’e ne yüzle dönerim, düşman ancak benim cesedimi çiğner de öyle girer Şehire...”

Cellat Fransız askerleri, tek başına Elmalı köprüsü başında duran Şahin Bey’e kalleşçe saldırmış ve süngülerle delik deşik etmişlerdir. Dün İzmir’de olduğu gibi yarın da Gaziantep’te Şahin Bey’in kahramanlıklarını hafife alarak... Yönetmelikle kutlamaları hem Türk Bayrakları olmadan ve hem de coşkulu olmanın dışında gerçekleşmesini isteyenler, Atatürk’ün Gaziantepliler için şu sözünü hatırlamalılar:

– “Ben Gazianteplilerin nasıl gözlerinden öpmem ki;

Onlar Gaziantep'i kurtardıkları gibi, Türkiye'yi de kurtardılar...”

Bugün Batı tarzında yaşamlarını devam etmek isteyenler ve Anadolu kahramanlıklarına kulaklarını tıkayanlar, yarın - öbürgün milli duruşunu da kaybeder.

Gönül ister ki yeni yetişen toplumumuz ve gençlerimiz, İzmir’de olduğu gibi, Gaziantep’te de Şahin Bey için yapılan şu ağıtları dikkate alarak Türkiye’nin nereden nereye geldiğini iyi anlamalılar. Ve Avrupa hayranları şu 5’lik ağıtı iyi okumalılar:

Şahin'i sorarsan otuz yaşında,

Süngüyle delindi köprü başında.

Çeteler toplanmış ağlar başında.

Uyan Şahin uyan gör neler oldu.

Sevgili Ayıntab'a Fransızlar doldu.

Bugün kutlamaları iyi yapacaksın ki, Şahin Beyler, Kara Fatmalar, Halide Edip Adıvarlar ve bunun gibi yüzlerce - binlerce kahramanlarımız unutulmasın. Ama yönetmelikle kutlamalar engellenirse, tarihimize ve Milli Mücadele için hayatlarını veren kahramanlarımıza ayıp etmiş oluruz. Bu yanlışdan derhal dönülmelidir.

Şu da unutulmasın ki, AKP olmadan önce de bu ülke Müslümandı... AKP olmasa da Müslümanlığı devam eder... Yani ülkenin dindarlığı merak edilmesin. Önemli olan dindarlığı yaşayacağın ülkenin huzuru ve özgürlüğüdür. Çünkü Peygamberimiz, Müslümanlığı yaymak istiyordu ama toprağa ihtiyacı vardı. Onun için savaştı ve kazandığı topraklar üzerinde Müslümanlığını rahat rahat yaşadı.

Bugün Müslüman olsanız bile, özgürce yaşayabileceğiniz bir yurdunuz ve ana vatanınız olmazsa, ne Müslümanlığınızı yaşayabilirsiniz... Ne de ulusunuzu edebiyete kadar intikal ettirebilirsiniz. Daha doğrusu bugün din üzerinden Atatürk’e yüklenenler bu gerçekleri düşünerek tarihi yorumlarını yapmalılar.

Demek oluyor ki, ilk önce vatan...

Görüyorsunuz değil mi, bir bayrak meselesi bizleri nerelerden nereye kadar getirdi...
 

************


DÜZELTME: (Valilere Zırhlı Mercedes’ler Yerine Mehmetçiğime Zırhlı Araçlar Alsanız Olmaz Mı?..) başlıklı makalemde dizgi hatasından dolayı çıkan “Orhan Pamukoğlu’nun faktörü işte burada karşımıza çıkıyor” ifadesini (Osman Pamukoğlu) olarak düzeltir, özür dilerim.