Amerikali Turk

Yazarlar

Ekonomide De Zam Balyozu Halkı ve Piyasaları Perişan Etti!..

September 24, 2012 3:51 PM

SİYASETTE uzun uzun tartışılan ve en sonunda “Balyoz darbesi” adı altında cezaların kesinleştirilmesine çalışılan olaylar, Türkiye’nin gündemini hiç terk etmiyordu. Sonuç olarak bir üst makam yetkisinde karar beklentisine girildi. Ama Türkiye, bir tek “Balyoz”la meşgul edilmedi. Davanın peşi sıra başka “Balyoz”lar da Türk halkının gündemine giriverdi.

Neydi o Türk halkının gündemine giren “Balyoz?”

Tabii ki ZAM’lardı.

Balyoz olayı “Var mıydı?” - “Yok muydu?” deniledursun... Türk siyasetinin her dalında zamlar balyoz gibi halkın tepesine biniverdiği bir gerçektir. Türk ekonomisi için yetkililer, “Ekonomimiz çok iyi. Avrupalı bizi AB’ye almadı ama almadığına da pişman oldu. Çünkü Türk ekonomisi doğru yolda ilerliyor” derken... Zamlar da adeta 1 Nisan şakası gibi peş peşe açıklanmaya başlandı.

Bakın son zam furyaları, yazılı basının ekonomi sayfalarına nasıl yansımıştı: 

1) Benzin, motorin ve LPG'nin vergi tutarı, litre başına 30 kuruş artırıldı. 

2) 95 oktan kurşunsuz benzinde 1 lira 87 kuruştan 2 lira 15 kuruşa çıkan özel tüketim vergisi; 98 oktan kurşunsuz benzinde 1 lira 99 kuruştan 2 lira 29 kuruşa yükseldi. 

3) Vergi, motorinde 1 lira 59 kuruş, LPG'de de 1 lira 57 kuruş oldu. 

4) Benzindeki ÖTV zammı pompaya 26 kuruş olarak yansıdı. Benzinin litresi 4.75 liraya yükseldi .

Bu, bütçe açığının musluğunu kapatma önlemleri. Ama bir de bunun diğer yansımaları var. O da, birkaç ay sonra hanemize ikinci (bilemediniz üçüncü) bir zam furyasının gireceğidir.

Nedir o zam furyasının adı biliyor musunuz?..

Hemen söyleyelim: YILBAŞI ZAMLARI.

Çünkü Meclis yeni yılın mali bütçesini açıklayacak. Açıklarken de (ya önce - ya sonra) gelecek zamların haberini vermiş olacak. Daha doğrusu mali yıl bütçelerinin her yıl maliyet olarak hesaplanmasından sonra yapılacak (veya illaki yapılması gereken) zamları yavaş yavaş halka ve piyasaya sunacak.

Peki o zaman ne olacak?..

Hiçbir şey. 
Ne olsun ki!..

Sadece yapılan zamların acil gerekliliği basın açıklamalarında dile getirilecek ve sonuç olarak da “Biz yine de Avrupa’lıdan ve dünyalılardan iyi durumdayız. Böylesi zam kararları alarak Türk halkını üzdüğümüz için özür dileriz ama bu zamları da yapmaya mecburduk. Yoksa bütçe çok büyük boşluklar vererek Türk ekonomisini tehdit eder duruma gelecekti” diyerek bir öz savunma yapılacak.

Peki, bu savunma nereye kadar yapılacak?..

Herhalde petrol bulununcaya kadar...

Alınan zam kararlarının istenmeden yapıldığını belirten yetkililere biz de şu soruları sormak isteriz:

– “Acaba neden bu zamlar yapılır?..”

– “Acaba neden bu zamlar sürekli halkın sırtına biner durur?..”

– “Acaba neden bu zamlar bütçe açığı olarak faturalandırılır?..”

– “Acaba neden bu zamlar illaki yeni yılda yapılır?..”

– “Acaba neden bu zamlar ev sahibinin kiracısına her yıl zam yapması gibi süreklilik görür?..”

Daha bu nedenleri epey uzatabiliriz. Örneğin çarşı - pazar ekonomisini biraz açarsak, neyin nerede olduğunu, neyin nereye, nasıl geldiğini çok iyi görebiliriz.

DOĞALGAZA ZAM GELİR Mİ, GELİR...

Mevsim yavaş yavaş kışa yüzünü çevirmişken, böylesine zamlar Türk insanını ister istemez korkutmaya başladı diyebiliriz. En çok korku ise, doğalgaza gelebilecek yeni bir zam furyasında yaşanacak olmasıdır. Her ne kadar “Temiz hava”nın gerekliliği açısından doğalgaz iyidir denilse de... Halkın büyük bir çoğunluğu doğalgaz kullanımından kaçarak gerisingeriye odun ve kömüre dönebilir.

Bakalım bunu zaman gösterecektir ama görünen de odur ki, yeni yapılan zamlar, diğer zamların da sırada beklediğini göstermekte bizlere.

OLAN YİNE ORTA SINIFA OLACAK, TASARRUF DİYE BİR BİR ÖNLEMLER AÇIKLANACAK...

Bu kışın çok çetin geçeceğini söylemek pek de yanlış olmaz. Ancak bu zamların geriye dönmesi planını sadece ve sadece tasarruf önlemleri adı altında bir politikayla halka sunulacağından da emin olabilirsiniz. Mesela elektrikli tüm ev aletlerinden tutun... Pencere ve camlara varana kadar tasarruf edilmesi gerekenleri madde madde açıklayacaklar. Bunun adına da“Tasarruf Tedbirleri Kanunu” adı altında hayata geçirecekler. Çünkü zaman bunu gerektiriyor sanki...

Ama bize sorarsanız eğer, bu zamlar ve her yıl klasik halini almış yeni yıl zamları yapılmazsa, halkın eli de - cebi de rahatlar. Fakat bu bir hayalden öteye gitmeyen bir sözdür. Gerçek ise, kamu çalışanlarının... Özel sektörün ve çalışanlarının... Emeklilerin maaşlarına yapılan zamları daha “zam ayı gelmeden” alıp götürmesi olmuştur.

Emeklinin İntibak Yasası ile maaşlarına yapılacak olan zamların eriyip gittiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Neden mi?..

Daha düne kadar “Emeklilere müjde... İntibak Yasası’ndan faydalanacaklar. Çünkü kanunlaştırdık” diyen hükümete, gazeteciler şu soruyu sorar:

SORU: “Peki emekliler bu İntibak Yasası’ndan doğan haklarını ne zaman alacaklar?..”

CEVAP: “Biliyosunuz, bu zam değil. Bir iyileştirmedir. Amaaaaa..”

İşte bu “Ama” kelimesi bütün emeklileri heyecanlandırmıştır:

SORU: “Ama... nedir efendim?..”

SORU: “Bu işin aması şudur: İntibak tam bir yıl sonra, yani 2013 yılında hayatımıza girecek...”

Yani, emeklilere aynen şu söylenmektedir:

– “Siz İntibak Yasası’nı 2013’te alacaksınız ama... Yapılan zamlar hem cebinizdekilere... Hem de İntibak Yasası’ndan doğan iyileştirme zamlarına şimdiden dokanmıştır...”

Peki halkımız ne zaman rahat edecek?..

İşte bu soruya “Fakir fukara - garip guraba” diyerek kimse cevap veremiyor...

Ayrıca İntibak ile emeklilerimiz bir yıla esir edilirken... Yeni gelen zamlar, bu esareti daha sonraki yıllara taşımış olmuyor mu?..

Oluyor elbette ki...

Eğer bütçe açığı zamlara bu şekilde kapıyı aralarsa... Daha sonraki zamlar acaba yeni doğacak bir bütçe açığının daha ilerisine gideceği anlamı taşımaz mı?..

Yani bütçenin daha da yetersiz kalmasına istinaden yapılan zam oranlarının çift hanelerine dönmesine neden olmaz mı? (Ki, zaten bazı zamlar çift hanelere dönmüş durumdadır. Örneğin doğalgaza yapılan zam gibi...)

Oysa Türk hükümet(ler)inden beklenilen şunlardır:

1– İşçi tazminatları iyi duruma getirilirse...

2– İş yeri şartları uygun olursa...

3– Sendika hakları yaşatılırsa...

4– Giyim - kuşamda devrim yaşatılırsa...

5– Her eve otomobil kampanyası hayat bulursa...

6– Emekliler ikinci bir işi aramadan bütün ihtiyaçlarını maaşlarından giderebilirse...

7– Kadın hakları tavan yaparsa...

8– Terörden dolayı Mehmetçiğimizin can güvenlikleri en üst seviyede tutulursa...

9– Ev kiraları birkaç sene sabitleştirilirse...

10– Makroekonomiye daha çok ağırlık verilirse...

İşte o zaman Türkiye, kaderini kendi elleriyle belirleyecektir. Yok eğer “Bu ekonomi zam politikası, bizim için yeterli bir kurtuluş planıdır” denirse... İşte o zaman Türk halkının kaderi, hiçbir zaman düzelmeyecek demektir.

Oysa makroekonomiye önem verilse... Ekonomik  olayları dünya değişimine göre ele alarak çözümleme tahlili yoluna gidilirse... İşte o zaman Türk halkı, yurt içindeki ekonomi tavanını yurt dışında da yakalamış olur.

Ama gelin görün ki yabancı bir marka otomobil almak isteyen Türk vatandaşı, ödediği acayip vergilerle ekonomi kıskacına alınmış olmaktadır. 

 Akabinde devlet babaya, “Bu neden böyle oluyor?” diye sorulduğunda ise, alacağınız cevap aynen şu olacaktır:

– “Efendim yerli sanayii kurtarıyoruz.”

O zaman şu soruyu sormalısınız:

– “Hem ‘Kendimize ait bir otomobil markamız yok’ diyorsunuz... Hem de ‘Yerli sanayii kurtarmak için ithal otomobile böylesi vergi koyuyoruz’ diyorsunuz. Bu biraz yanlış olmuyor mu?..”

Halbuki burada hedef, Türk halkının ithal malı ucuza alarak sosyal yaşam alanını daha da zenginleştirmek olmalıdır. Eğer siz ithalat girdilerine bu derece yüksek vergi getirerek fiyatına tavan yaptırmazsanız... Aynı şekilde diğer ithal girdiler de ucuzlayacak ve daha çok alım - satım gerçekleşecektir. Haliyle bu da rekabeti doğuracaktır. Akabinde yerli sanayii de rekabet etmek için kaliteli ürünler üretecektir. Bu da Türk halkına yarayacaktır.
Çoğulcu demokrasilerde de olması gereken bu değil mi?..

Ama bugün her ne kadar zam yapılırsa yapılsın piyasalar, daha zor şartlarda rekabetini yapacaktır. Örneğin otomobil fiyatları yeni yeni kampanyalar düzenleyerek satışlarına devam edecek.

Yani, ekonomiye neresinden bakarsanız bakın, sürekli zamlar Türkiye’nin değişmeyen kaderini bir kez daha ortaya koymuştur. Her yapılan zam, ekonomi politikalarının artışlar üzerine kurulu olduğunu bir kez daha göstermiştir. Zamlar bu şekilde süreklilik kazanırsa (Ki kazanmıştır), Türk ekonomisi çok uzun yıllar daha orta hallinin sayesinde ayakta duracaktır.

Bakalım, hükümetlerin sevmediği “fakir fukara - garip guraba” orta halli (eski tabire göre de orta direk) ve piyasalar, bu yapılan zamlara ne kadar dayanacak?..