Amerikali Turk

Yazarlar

Türkiye’de Zam Kararı Gece Alınır, İktidar Da Buna ‘Başarılıyım’ Der!

October 04, 2012 10:56 AM

TÜRKİYE mucizeler ülkesidir. Halk ekonomik kıskaca dayandıkça, dünya milletleri Türkiye’ye ve halkına bir o kadar gıpta ile bakıyor. Düşünün, zamlar öylesine peşi sıra geliyor ki... Siz bırakın maaşları ve tazminat sorunlarını... Gündelik yaşayan halkın, yarınını düşünemeden nasıl ayakta durduğuna hayretle bakılması gerekirken... Yurt dışından gelen yabancıların, “Türkiye’nin ekonomik şahlanışına” mucize olarak bakması, yetkililerimizi “zam” konusunda daha da hareketlendirmeye yetmektedir.



Bakın son zamlardan önce yapılanların yüzdesi çift haneyken 1 Ekim’de de iki eksikle çift hane olan doğalgaz zammı yüzdeleri, halkın sırtına binmiş vaziyette. Bunun adına kimileri “mali bütçe” ifadesiyle iktidarın dikkatli olduğunu anlatırken... Kimileri de, “Bunlar gerekliydi. Çünkü bütçe açık veriyordu” görüşünü savunmaktaydı.



Ama asıl derdini anlatmaya çalışan halkın, kendini bir türlü savunamamasıydı.



Neden mi?..

Türkiye’yi sırtladıklarını ve onu en iyi yere oturtmak için (Başbakanlık’a gelen bütün başbakanların) yaptıkları zammı sırtladığı için. Eğer sırtlamasa, her şeyin aksini yapsa, Türkiye büyük bir ekonomik darbe yiyebilirdi.



Nasıl mı?..

1– Ulaşım araçlarına halk binmeme kararı alsa ne olur?..

2– Ete yapılan zamlardan sonra et almasa ne olur?..

3– Petrole gelen zamlardan sonra petrol almasa ne olur?..

4– Elektriğe gelen zamlardan sonra elektriği kullanmasa ne olur?..

5– Doğalgaza gelen zamlardan sonra doğalgaz kullanmasa ne olur?..

6– Suya gelen zamlardan sonra suyu kullanmazsa ne olur?..

7– Telefona gelen zamlardan sonra telefonu iptal ederse ne olur?..

8– Zamlanan süt ürünlerini de kullanmazsa ne olur?..

9– Bankaların önerdiği kredilerle ev almazsa ne olur?.. 

10– İthal giren etleri halkımız yemese ne olur?..

Biz söyleyelim ne olacağını: HAYAT DURUR.



Hemen hemen bütün esnaf... Alışveriş merkezleri... Kredi kartlarıyla ekonomiye güç veren bankalar... Beyaz eşyaların taksitlendirilmesiyle... Giyim - kuşamların aynı derecede tüketim yönüne gidilmesiyle ayakta durabilmekte.



Yukarıda saydığımız bu 10 maddeyle birlikte diğerlerini de bunlara eklediğinizde ortaya çıkan manzara, tam bir Türk ekonomisini yansıtmaktadır. Tabii bu tüketiciler açısından böyledir. Bir de bunun üretim kolu var. Yani sanayi kesimi.



Kısaca konuya girersek eğer, Türkiye her ne kadar “Avrupa Birliği bize tehlike arzediyor. Batı ülkeleriyle olan bankacılık sektörü çalışmaları, dikkat edilmesi gereken bir faktör olarak karşımıza çıkıyor” dese de... Yine de ihracat rakamlarımızın büyük çoğunluğunu Avrupa ülkeleri kapsamaktadır.



Yani öyle gelip de, “Batı’yı istemiyorum. Onlar iflas ediyor. Biz ise onlara bulaşmadan zengin olacağız. Çünkü mortgage sistemi bizden uzak durdu. Bundan sonra da uzak dursun” demekle ne ekonominiz düzelir... Ne de siyasetiniz...



BATI’YA BAĞIRIP ÇAĞIRIYORUZ, AMA YİNE DE MALLARINI KULLANMAKTAN VAZ GEÇEMİYORUZ...

Bugün bakıyorsunuz Batı dünyasının malları, Türkiye’nin bütün hanelerine girmiş durumda. Türkiye’de bazı olumsuz gelişmelerden dolayı her ne kadar Batılı demokrasiler suçlansa da... O bildiğimiz Batılılar yine de Türkiye’ye mallarını sokmakta... Halkımız da o malları kullanmak için inadına almakta.



Neden?..

Ekonomi başka, siyaset başka... Onun için.



Batılılar bize ne kadar “sözde Ermeni meselesini” karşımıza çıkararak siyaset dünyasında çekilmez hal alırlarken... Aynı şekilde ürettikleri malları ve araç - gereçleri Türkiye’ye ithal ederek ekonomik alanda bizi (siyasette yaptıkları gibi) köşeye sıkıştırmaktadırlar.



Peki buna karşı biz ne yapıyoruz?..



Yukarıda saydığımız 10 maddeyi (ve henüz peşi sıra gelecek bilinmeyen yeni zamları) halkın sırtına bindirmeye devam ediyoruz. Oysa halkımız, “Oh yav... Çok şükür bu sene hiçbir şeye zam gelmedi. Biz de maaşlarımıza yapılan komik zamları cebimizde tutabiliyoruz” demek için hayatını Ankara politikilarına adamış vaziyette bekliyor.



Nereye kadar bekleyecek?..



Kimimiz, “Petrol bulununcaya kadar” diyecek...



Bir başkası, “Bor madenini işlemeye kadar” diyecek...



Bir başka düşünürümüz de, “Tarımda dünya lideri olduğumuzda” diyecek...



Bize sorarsanız, bu üç misal bile Türkiye’nin kurtarılması için yeterli olanaklar sunmaktadır. Ama gelin görün ki ne misaller kaale alınarak konu üzerinde ciddi ciddi düşünülüyor... Ne de halkın sırtına binen zamların durması için çalışmalar yapılıyor.



Sadece yapılan tek şey “zam”dır...

Oysa Türk halkı gerçekten çok dayanıklı ve çok merhametlidir. Tabii bunun yanında hükümetler de ayakta durabilmek için bir şeyler yapmaktadır. Ama yapılamayınca da halkın temel kullanım alanlarına ve mallarına zam yapmayı hatırlamaktadır.



TEKNOLOJİYE AĞIRLIK VERİLEREK ENERJİ ÜRETİMİ ARAYIŞI YAPILIYOR MU?..

Türkiye’de yaşamak zordur. Hemen hemen her şeye zam yapılmakta... Zamsız bir yılın geçtiği görülmemiştir. Hatta bir aralar, “Bu ay da zam yapılmadı. İnşallah bu ay’ı zamsız bir ay olarak geçiririz” diyenlerimiz de var.



Ama gelin görün ki bu zam olayları arkası bitmeyen bir senfoni gibi hakımızın karşısına çıkmakta. Öyle görülüyor ki bu senfoni hiç de bitmeyecek.


Oysa Amerika bu işi kökten halletmiş. Hatta ve hatta İsrail devleti, teknoloji yatırımıyla enerji ihtiyacını en aza indirmiş durumda.

Nasıl mı?..

Doğalgazdan elektrik üreterek artış sağladığı için araçlarının büyük çoğunluğu elektrikli olarak yollarda seyretmekte. Amerika ise, sırıf enerji konusu için büyük atılımlar yapmıştır. Örneğin kayaların arasındaki gazlar emilme yoluyla çıkarılmakta. Maliyeti konusunda da oldukça düşük olan bu çıkarma olayı Amerika’nın yüzünü güldürmekte.


Ama Tük halkının yüzü hep asık. Çünkü hiçbir zaman halka yönelik teknolojik araştımalar düşünülerek zamların kur kıskacından kurtarılmasına çalışılmadı. Halâ da çalışılmamaya inatla devam edilmekte.



Neden?..

Nasıl olsa kolayı var. Yaparsın zammı olur biter. Maliyetten ve mali durumdan doğan pahalı alımları rahat bir şekilde yapabilmek için halkın temel ihityaçlarına zammı yaparsın, bir şey de düşünmezsin. Nasıl olsa bu millet buna yıllarca alışmış. Hatta ona 1 Nisan şakası bile yapsan, hiç aldırış etmez.



“Bu, böyle ne zamandan beri işliyor?” derseniz eğer...



Bu, yıllardan beri böyle işliyor.



Hatta böyle gelmiş, böyle gidecek de denilmekte.



Ama gelin görün ki hükümet(ler) hiçbir zaman zenginin vergisini artırma yoluna gitmez. 



Neden?.



Çünkü çok gürültü çıkarırlar diye...



Ama alınacak her türlü hükümet kararıyla fakirden rahatlıkla vergi almayı başarabilmektedir hükümet(ler). Orta halli fakir insanımızın bu yapılan zamlara “gık”ı bile çıkmaz. Böylece iktidarlar çok başarılı gözükür.



Neden çıkmaz biliyor musunuz?..



– “Nasıl olsa zam ay’ı geldi. Maaşıma yapılan zamla bu gelen zamları karşılarım” diye hayali bir düşünceyle kendinde güç aramakta...  Ama o arayış, yapılan zammın arkasından gelen artışlar, maaşlara yansıyacak yılbaşı zammını da alıp götürmekte.



Daha doğrusu hükümet, maaşlara yaptığı zammı zamla geri almakta. Halk daha kendine gelmeden gece yarısı yapılan zamlarla ekonomisi bitmiş hal alıyor. Ne diyelim, Batılılar zamdan kaçıp teknolojiye sarılıyor... Biz ise teknolojiyi hayal edip zamma dört elle sarılıyoruz.