Amerikali Turk

Yazarlar

Tamaşa Sultan'ım

December 29, 2010 5:07 PM

Tamaşa İnci'nin nasıl birisi olduğunu sayfalara sığdıramam ama tipik bir Karslı babaannesi diyebilirim. Güzeldereli terzi Hüseyin İnci'nin hanımı benim babaannem. Özgün bir kişidir aslında benim babaannem. Diğer Karslı ev hanımleri ile aynı özellikleri paylaşır: bunlardan biri kendisinden habersiz aşırı bir mizah'a sahip olmasıdır. Kim olursa olsun, herkesin hayatında her gördüklerinde kendilerini her zaman güldüren bir ev hanımı vardır. İşte bunlardan biride benim babaannem'dir, veya benim ona hitap ettiğim, Tamaşa Sultan'dır. Azerice 'Tamaşa'nın anlamı izlemek demekmiş; adı gibi de bütün gün onu izleyebilirim.

Babaannem otuz yıldır Amerika'da yaşıyor ve bu güne kadar İngilizce'den öğrendiği: "Hov ar yu?" (Nasılsınız?) ve, "Yu vana kofi?" (Kahve istermisiniz?) ile sınırlı. Babaannem yatak odamının kapısını çalar, kapıyı açtığımda ve beni gördüğünde, "Hee, evdemisen?" diye soran kadındır. Her seferinde, "Hayır, Babaanne. Ev'de değilim," diyorum ve sanki çok rencide etmişim gibi, "Bıy! Babaanne ile dalga geçir…" der. Babaannem, beş yıldır yayında olmasına rağmen, Yaprak Dökümü'nüne, "O iki bacı dizisi," diye adlandıran kadındır. "Babaanne, o dizinin adı Yaprak Dökümü!" diye söylediğimde, "Heee, ile dedim: Yaprak Tökümü," der. Babaannem'in oda lambasının iki metre uzaklıkta olmasına rağmen, yine beni çağırır ve 'lempi'yi kapatmamı rica eden kadındır. "Babaanne, bunun adı lamba!" diye düzeltiğimde, Babaannem, "Bıy! Menim gonuşmamı beğenmir!" diye cevap verir bana. Gözlerimin yeşil olduğu halde, beni her gördüğünde, "Oyy! Menim mavi gözlüm!" diye haykıran kadındır. "Babaanne, benim gözlerim yeşil," dediğimde, "Hee, bilirem!" der bana. Her konu'da her düşüncesini sayar, sayar, sayar, ve sonuna, "Ama men garışmıram!" diye ekleyen kadındır. Sanırım bu durum özellikle hiç kimseye yabancı gelmez.

Babaannem ile benim aramda en sıkça geçen muhabbet babaannemin vefatıdır. Ne zaman babaanneme nasıl olduğunu sorsan, her zaman, "Hiç eyi değilem! Dizlerim sızlıyır! Ölürem!" der. Zaten doğduğumdan beri son günlerini sayıyormuş (Bilginize: Yirmi uç yaşındayım). Maaşallah babaannem aslan gibidir. Böyle cilveli bir şekilde, "Pelin, men ölende ağlayacaksan mı?" sorar ve her seferinde, "Evet, babaanne. Ağlarım," diye cevaplıyorum. Sonra bakıyorum ki sanki çok üzülmüş gibi sağdan sola sallanır ve, "Oy! O gözel gözlerine gurban olam! Ağlama! Men kıyamam senin gözyaşlarına!" der, ama onun yüzündeki gülümsemesi hala solmamıştır. Babaannemin vefatında ağlayacağım demem benim ağızımdan bal akıyormuş gibi onun için. Bir hoş oluyor, yüzü bir gülüyor; altın versem bu kadar sevinmez. Ama şimdi ben, "Hayır, babaanne. Ağlamam," desem, onun sayıklayacakları belli: "Bııyyy! Men sağa o gadan emek vermişem! Sen mağa bir damla gözyaşı bile tökmeyeceksen? Her kes babaannesini sevir; sen meni hiç sevmirsen!" Savaşlarımı düşünerek seçen insanım ve bu yüzden kadıncağızı sevindirmek için, A.) "Evet, ağlarım," şıkkı'yı seçiyorum.

Ben annesiz büyümüş olabilirim ama hiç bir zaman anne sevgisiz kalmadım ve bunu Tamaşa Sultan'ıma borçluyum. Babaannem bana yapılması gereken annelik görevlerini aldı ve gerçekten bazı annelik görevlerden mahrum kalmadım. Babaannemi seviyorum çünkü biliyorum ki ne kadar naz yapsam, o yine beni sever. Bir erkeğe o kadar naz yapsam, babaannemin bana taptığı kadar bir erkek asla tapamaz. Babaannem'in beni ne kadar çok sevdiğini adım kadar eminim ve babaannem'in sayesinde gülmeyi öğrendim. Bu Karslı bayanların özelliğidir: bilerek yapmadıkları halde seni güldürürler. Bu babaanneler, yengeler, teyzeler, vs. evlerimizin neşe kaynağıdır. Hayatında en kötü gününü yaşamış olsan bile, emin ol ki eve geldiğinde asık yüzünü güldürecek bir şeyler söylerler.

Sevgilerimle,

Pelin İnci