Amerikali Turk

Yazarlar

‘O’ Kız

(6 votes, average 4 from 5)
December 29, 2012 8:22 PM

Pelin InciHani okulda o, sınıfın en önünde oturan, her soruya el kaldıran, sürekli kendini göstermeyi çalışan, öğretmen ödevin olduğunu unuttuğunda hatırlatan kızlar vardı ya? Ha işte ben ‘O’ kızdım.

 

Ana okulda bizim sınıfımızı ikiye ayırdılar, sabahcılar ve öğlenciler. Ben sabahcıydım, yani sabah 9’dan öğlen 12’e kadar okula gidiyordum ama ben hiç memnun değildim bundan. Ben üç saatte nasıl öğretmenimi yağlayabilecem? Hadi herkesi ayır da, bırak ben bütün gün kalıyım kadın yaa! Neticede ben okulu seviyorum, ben eğitime aç bir çocuğum, beni mahrum bırakma! Zaten bana ana okulda neler oğrendiğimi sorsan hiç bir şey derim. Bütün gün oyun oynar, boya yapardık. Ben bunu evde de yapıyordum bee.

 


Bir tane oyun oynardık Farmer in the Dell diye, nasıl nefret ediyordum o oyundan. İşte herkes halının etrafına toplanırdı, bir erkek çiftçi  olarak seçilir ve ortaya geçerdi. Sonra o çocuk eşini seçer, kız da ortaya onun yanına geçer,  o da birini çocuğu olarak seçerdi… ta ki fare seçilene kadar. Ne biliyim, saçma sapan bir oyundu işte. O oyunu her Allah’ın günü oynardık, ben hiç bir şey için seçilmezdim. Fare olmak için bile seçmediler beni yaa. Gerçi ben çiftçinin karısı olarak hep seçilmek istedim, hayalim oydu çünkü herkes ‘ooo Michael Mary’i  eşi olarak seçtiiii. Michael Mary’den hoşlanıyooorrr!!!’ gibi şeyler derdi. Hiç de seçilmediğim için kendimi çirkin hissediyordum. En azından hamarat ev hanımı gibi görünmüyor muydum? İlla üzerimde uzun eteğimle, başımda tülbentimle, elimde kovayla okula gitmek zorunda mıyım bunu ıspatlamak için? Mantıklı bir seçim yapın yani! O, bu güzel diye çiftliğin hanımı olabilecek kapasitesi var demek değil! Bir gün ben bi’ güzel ağladım sızladım öğretmene, kadın gitti bir tane çocuğa ‘gözünü seveyim, Pelin’i eşin olarak seç’ dedi, Allah razı olsun, çocuk  kadını kırmadı ve beni seçti.

 


Günün geri kalanını boya falan yapardık. Kızın teki gitti kağıda kocaman yuvarlak, iki kol, iki bacak çizdi, herkese gösterip ‘aaaa bak aynı Pelin’e benziyo hahahaha’ diye güldü. İyi tamam bir iki… on kilo fazlalığım vardı ama yani 90’ların başında Dukan diyeti yoktu yani! Benim günahım neydi? O zaman anladım ki olgunluk konusunda ben bir üst seviyedeydim. Doğru düzgün bir şey öğrenmiyoruz, çocukların hepsi benimle sürekli dalga geçiyor. Bu şartlar altında ben nasıl sakin olayım? Ben hiç bir zaman ağzımı açmazdım büyüklük bende kalsın diye, Sonra baktım bi’ tane angut pastellerimi çaldı, bildiğin sinir krizi geçirdim. Aynı Toys’R’Us da Tamagachi’lerin tükendiği gün gibi bi’ bağırdım. Öğretmen yanıma geldi ve ben ‘Yaa Mrs. Sievewright bu mongol boyalarımı çalıyor, üstelik çizgilerin içinde boyamıyo bile!!! Bak onun resmine! BAK! Kaplanlar yeşil bile değil!!!’ diye cırladım. Ana okulunu çok gereksiz bulmuştum, vakit kaybıydı yani.

 


O okul yılın sonunda biz ailecek Türkiye’ye gitmiştik ve Kasım ayına kadar kaldık. Çocukların hepsi okul hazırlıkları yapıyordu, ben ise balkonda oturup örgü örüyor, çekirdek çıtlatıyordum. Sokakta çamurda tozda falan oynamazdım ama o ayrı bir hikaye. onu hiç anlatmiyim. Nasıl kıskandım o çocukları, gittim ortalığı yıktım ben de okula gideceğim diye. Beni de sonunda kayıt ettiler. Gittik önlüğümü ve iki tane beyaz dantelli yaka aldık. Anaaa o kadar çok sevdim ki o önlüğü, hiç üzerimden çıkarmak istemedim. Hatta uyurken bile çıkarmamak için yalvardım ama maalesef. Çocuk aklı işte, o zaman ben uyumiyim diye düşündüm, sonra kendime ‘seni salak, çıkartmazsan kirlenir bu önlük, sonra çocuklar sana pasaklı der’ dedim. Gerçi arkadaş yapmak için ben okula gitmiyordum, yapmadım da. Ben öğrenmek için gidiyordum. 

 

Sonra defterlerimi, kitaplarımı, kalemlerimi, boyalarımı almak için kırtasiyeye gittik. Dünyada en sevdiğim şey okul alışverişi yapmaktır.
Öldüğümde beni n’olursunuz bir kırtasiyede gömün. O yeni alınmış defterlerin, kitapların kokusuna bayılırım. Hatta kitaplarımın ciltlemesi buruşmasın diye kitaplarımı yarım açardım. Tamam itiraf ediyorum, hala öyle yapıyorum. Ödevlerimi üç kere yapardım, iki ayda iki defter tükettim. Belli ki hangi ülkede olmam hiç fark etmiyordu çünkü Türkiye’de de çocukların hepsi benden nefret ediyordu. Öğretmen bile bıkmıştı benden. Bir soru sorardı, sözünü bitirmeden ben elimi kaldırırdım. Öğretmen beni görmüyormuş gibi sağa sola bakar, ‘kimse bilmiyor mu?” diye sorardı. Ben de  elimi sallardım adamın ilgisini çekeyim diye, sonra ‘Ali? Ayşe? Hasan? bilmiyor musunuz?’ diye sorardı. Ben de elimi sallayarak ‘örtmenim! örtmenim! ben biliyom!’ derdim. Öğretmen beni görmemezlikten gelip ‘kimse bilmiyor mu
yaaa?’ diye sorardı. Ben de hala ‘örtmenim! örtmenim!” diye kendimi yırtıyorum. Hatta kolum yorulurdu, diğer kolumun dirseğini masaya koyarak havada olan kolumu desteklemeye çalışırdım. Sonunda öğretmen ‘offf tamam! Pelin?’ derdi. Ben de ayağa kalkardım, ehem ehem ehem diye sesler çıkarırdım sesim daha gür çıksın diye ve ‘YEDİ!!!’ diye bağırırdım.

 


Ha bi’ de bir gün bir kaç kişiyi sınıfın önüne çağırdı birden yüze kadar saymak için. Beni seçmemek için çabalayan hocanın beni o gün seçmesi tuttu! Ben ama hiç seçilmek istemiyordum çünkü ben sadece otuz dokuz’a kadar sayabiliyordum. Kırk kelimesini bilmiyordum çünkü, öğretmen de ‘bu nasıl olsa iki ay sonra Amerika’ya dönecek’ diye öğretmedi bana embesil. Otuz dokuza kadar saydım ve ‘ıııııııı’ diye tıkanıp kaldım. Sonra öğretmen ‘tamam Pelin, sen bilmiyorsun, oturabilirsin’ dedi. Ben de ‘hayır hayır! ben biliyorum! otuz dokuzdan sonra forty geliyor! forty! dört sıfır! ben sadece Türkçesini bilmiyorum!’ diye kendimi savunmaya çalıştım. Sınıfda ki herkes bana güldü. 
Yüzüm kıpkırmızı, başımı eğeyerek gittim yerime oturdum. 

 


Ne çalışkandım yaa, yirmi beş yaşıma geldim ama hala hayatımda bir şey beceremedim. Küçükken çalışırsan başarırsın diye diye beni kandırdılar. YALAN! Oysa ne hayallerim vardı, ben ünlü olucam, kazandığım paraların hepsini fakirlere verecem, hiç kendime harcamayacam. Sadece kendimi yedirmek, giyidirmek ve yılda bir tane Louis Vuitton çantası almak için kendime saklayacaktım. O Louis Vuitton da kendim istediğimden değil, Star Life’a çıktığımda ‘şok şok şok! Pelin İnci pazardan çanta alıyor!’ demesinler diye. 
Allah’ım sen benim içimi biliyorsun, işte bencil olmayan düşüncelerim var. Offf! Bunların hepsi şans işte. Ya ben şansızın tekiyim ya da daha vaktim var… ki ben B şıkkına inanmak istiyorum.